Windows 7, birçok uzman tarafından en iyi windows sürümü olarak kabul ediliyor. Birçok açıdan Vista'yı geçen 7, Vista'ya geçmek istemeyen XP'cilerin de gönlünü alacağa benziyor.
Techradar sitesinin yaptığı incelemede Windows XP, Vista ve 7, Performans, Ağ Bağlantıları, Güvenlik, Oyun, Taşınabilirlik (Mobility), Eğlence ve Güvenilirlik açılarından değerlendirilmiş.
Her kriter için yapılan puanlandırma şu şekilde oluşmuş;
-Perfomans
XP - 3,5/5
Vista - 3/5
Windows 7 - 4,5/5
-Ağ Bağlantıları
XP - 3,5/5
Vista - 3/5
Windows 7 - 4/5
-Güvenlik
XP - 3/5
Vista - 4/5
Windows 7 - 4,5/5
-Oyun
XP - 4/5
Vista - 3/5
Windows 7 - 4/5
-Taşınabilirlik
XP - 3,5/5
Vista - 2,5/5
Windows 7 - 4/5
-Eğlence
XP - 3,5/5
Vista - 4/5
Windows 7 - 3/5
-Güvenilirlik
XP - 3/5
Vista - 3,5/5
Windows 7 - 3/5
Görüldüğü gibi Windows 7 önceki iki versiyonu geçmiş diyebiliriz. Ürünün Home Premium fiyatı 200$.
Diğer tarafta Chrome OS işletim sistemi üzerine çalıştığını açıklayan Google var ve ürün büyük ihtimalle bedava olacak. Microsoft, browser savaşından mağlup ayrıldı. Firefox, Internet Explorer'ı geçti, Chrome'un geleceği de parlak görünüyor (istatistiklere buradan ulaşabilirsiniz). Browser konusunda yaşanan hayal kırıklığı Microsoft'a yeteri kadar ders olmuş mudur göreceğiz. Ancak şöyle bir fark var. Hali hazırda browser bir yazılım değil ve parayla satılmıyor. İşletim sistemi pazarında ise, henüz Microsoft için tehdit oluşturmayı başaramamış Linux ve üzerinde çalışılan Chrome OS var. Chrome, Google'ın desteğiyle Microsoft'a çok ciddi bir rakip olabilir ve kullanıcıların aklından kıyaslama yapma düşüncesi geçecek kadar Chrome performans açısından Windows'a yaklaşabilirse, bir tarafta 200$'lık Windows, diğer tarafta ücretsiz Chrome OS olacak. Tercih yapmak çok zor olmasa gerek.Microsoft'un kullanıcıları lisans parası vermeye zorlaması önümüzdeki dönemde Microsoft açısında çok ciddi sıkıntılar doğurabilir.
Google etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Google etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Ekim 2009 Pazartesi
22 Ekim 2009 Perşembe
Google - Twitter İşbirliği
Real Time Search adını verdiğimiz anlık arama trendini dünyaya tanıtan (ya da geliştiren) Twitter oldu. Milyonlarca kullanıcısının 140 karakterle paylaştığı bilgiler, bir süre sonra devasa ve güncel bir haber kaynağı haline geldi. Özellikle bir süre önce seçimler sonrası İran'da yaşanan olaylar hakkında girilen Tweet'ler sayesinde birçok insan anlık olarak olaylardan haberdar oldu. Google kendi indekslerini belirli aralıklarla güncellediğinden Twitter kadar "real time" olamıyordu. Bu durumu özellikle bloglardan aldıkları feed leri sıkça güncelleyerek biraz olsun sistemlerine entegre etmiş olduysalar da Twitter kadar real time değildi. Ancak artık Google, belirli bir anahtar kelimeyle ilgili Tweetleri de sonuçlarında gösterecek. Google'ın resmi blogunda yer alan habere göre Google, Twitter'la bu konuyla ilgili anlaşma sağladı. Çok önemli bir gelişme olduğunu belirtmeliyim çünkü Twitter, Google'ın dolaylı rakibi olarak görünüyordu.
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Yok mu Google'a bir rakip?
Google, kendisini internet dünyasının en tepesine koyup, yerini sağlamlaştırdığından beri doğal olarak onu yerinden etmek isteyen de çok oldu. Yahoo ve Microsoft ikilisi adaylardan en güçlüleri gibi ön plana çıksalar da, benim gözümde Facebook, yaptıklarıyla ve vizyonuyla Google'a rakip olabilecek tek şirket.
Dünyanın en popüler siteleri sıralamasında Alexa'ya bir göz atalım;
1.Google
2.Yahoo
3.Facebook
4.Youtube
5.Windows Live
6.Wikipedia
7.Blogger
8.Microsoft Network (MSN)
9.Yahoo Japonya
10.Baidu
İlk 10 sitenin 3'ü farklı Google siteleri. Farklı diyorum, çünkü listede farkettiyseniz, Yahoo ve Yahoo'nun Japonya sitesi, Windows Live ve MSN gibi yapı olarak çok da farklı olmayan siteler var. Ancak Google, arama motoruyla, video sitesiyle (youtube) ve blog sitesiyle (blogger) ilk 10'da yerini korumuş. Kısacası, Google üç farklı alandaki üç farklı siteyle ilk 10'da iken, Yahoo ve Microsoft kendi başlarına kalmışlar.
Facebook, görüldüğü gibi üçüncü. Facebook'un Yahoo'yu yerinden edeceği günler de gelecek.
Yahoo, bir içerik ve e-mail sitesi olarak uzun yıllar milyonlarca kişinin internetteki ilk adresi oldu. Ancak içerik trendi değişti, e-mail adresi alternatifleri arttı. Hatırlayalım, Gmail çıkıp, her e-mail adresine 2 gb'lık kota verdiğinde, Yahoo bizi 100 mb'a hapsetmişti. Gmail şu anda Microsoft'un e-mail servisleriyle birlikte Yahoo'nun en büyük rakibi ve Yahoo'nun bu konudaki liderliğinin çok uzun sürmeyeceği kanaatindeyim.
Microsoft, Windows ve Office ile elde ettiği monopolün tadını yıllarca çıkardı ancak zamanla durum değişti. Önce Windows'a karşı Linux gibi ücretsiz ve açık kaynak kodlu işletim sistemleri ortaya çıktı, sonra Office'e karşı Google ücretsiz Speadsheets'i yayınladı. Google, önümüzdeki yıllarda Chrome OS'yi yayınladığında artık Microsoft için bazı şeyler köklü olarak değişmeye başlamış olacak. Microsoft'un bu iki kalesinin yanında başarılı ürün ve hizmetleri var tabi, hakkını yemeyelim. Sıkı bir play station kullanıcısı olmama rağmen, okuduğum yorumlarda ve tecrübe eden arkadaşlarım tarafından XBOX'ın fiyat&performans açısından en iyi konsol olduğu söyleniyor. MSN de şu anda dünyada en çok kullanılan anlık mesajlaşma programlarından birisi.
Temmuz 2008 rakamlarına göre dünyanın hangi bölgelerinde hangi anlık mesajlaşma programının kullanıldığı istatistiğini görebilirsiniz.
MSN dışında, özellikle Windows 7'nin performansı son aylarda sıkça konuşuluyor. Önceki versiyonların aksine RAM'den çok az kullanarak hızlı açılan, üzerinde birçok programın rahatça kullanılmasına imkan veren bir Window yaratılmış. Beta haliyle bile kullanıcıları fazlasıyla tatmin etmiş görünüyor.
Microsoft ve Yahoo'nun en büyük problemi, hala vizyonlarının ve dinamizmlerinin Google ve Facebook'la yarışamayacak kadar geride olması. Microsoft, hizmetlerinin kalitesini yükselttiği gibi fiyatlarını da düşürmek zorunda. Aksi takdirde kullanıcıların diğer hizmetlere yönelmesi an meselesi. Yahoo, e-mail hizmetiyle oluşturduğu kitlesini daha iyi yönetmeli ve farklı açılımlarla (social networking, video, resim, blog vs. vs.) yerini kuvvetlendirmeli. Sadece e-mail ile, platform içeriği ile başarının sürdürülebilir olacağına inanmıyorum açıkçası. Facebook, yaptığı son hamlelerle ne kadar vizyonlu olduğunu çoktan ispatladı. Rusya pazarına girmek için aldığı yatırım, anlık arama ve durum paylaşımı konusunda en iyi hizmetlerden birisi olan FriendFeed'i alarak ileride bu konunun daha çok önem kazanacağına olan inancı, kurduğu ekibi ve yaptıklarıyla Google'ın en sağlam rakibi olarak görünüyor. Hangi rakip geleceği daha iyi görürse ve ona göre doğru hamleleri yaparsa, o biraz daha Google'a yaklaşır. Aksi takdirde, uzun yıllar kimse Google'ın yanına bile yaklaşamaz.
Dünyanın en popüler siteleri sıralamasında Alexa'ya bir göz atalım;
1.Google
2.Yahoo
3.Facebook
4.Youtube
5.Windows Live
6.Wikipedia
7.Blogger
8.Microsoft Network (MSN)
9.Yahoo Japonya
10.Baidu
İlk 10 sitenin 3'ü farklı Google siteleri. Farklı diyorum, çünkü listede farkettiyseniz, Yahoo ve Yahoo'nun Japonya sitesi, Windows Live ve MSN gibi yapı olarak çok da farklı olmayan siteler var. Ancak Google, arama motoruyla, video sitesiyle (youtube) ve blog sitesiyle (blogger) ilk 10'da yerini korumuş. Kısacası, Google üç farklı alandaki üç farklı siteyle ilk 10'da iken, Yahoo ve Microsoft kendi başlarına kalmışlar.
Facebook, görüldüğü gibi üçüncü. Facebook'un Yahoo'yu yerinden edeceği günler de gelecek.
Yahoo, bir içerik ve e-mail sitesi olarak uzun yıllar milyonlarca kişinin internetteki ilk adresi oldu. Ancak içerik trendi değişti, e-mail adresi alternatifleri arttı. Hatırlayalım, Gmail çıkıp, her e-mail adresine 2 gb'lık kota verdiğinde, Yahoo bizi 100 mb'a hapsetmişti. Gmail şu anda Microsoft'un e-mail servisleriyle birlikte Yahoo'nun en büyük rakibi ve Yahoo'nun bu konudaki liderliğinin çok uzun sürmeyeceği kanaatindeyim.
Microsoft, Windows ve Office ile elde ettiği monopolün tadını yıllarca çıkardı ancak zamanla durum değişti. Önce Windows'a karşı Linux gibi ücretsiz ve açık kaynak kodlu işletim sistemleri ortaya çıktı, sonra Office'e karşı Google ücretsiz Speadsheets'i yayınladı. Google, önümüzdeki yıllarda Chrome OS'yi yayınladığında artık Microsoft için bazı şeyler köklü olarak değişmeye başlamış olacak. Microsoft'un bu iki kalesinin yanında başarılı ürün ve hizmetleri var tabi, hakkını yemeyelim. Sıkı bir play station kullanıcısı olmama rağmen, okuduğum yorumlarda ve tecrübe eden arkadaşlarım tarafından XBOX'ın fiyat&performans açısından en iyi konsol olduğu söyleniyor. MSN de şu anda dünyada en çok kullanılan anlık mesajlaşma programlarından birisi.

MSN dışında, özellikle Windows 7'nin performansı son aylarda sıkça konuşuluyor. Önceki versiyonların aksine RAM'den çok az kullanarak hızlı açılan, üzerinde birçok programın rahatça kullanılmasına imkan veren bir Window yaratılmış. Beta haliyle bile kullanıcıları fazlasıyla tatmin etmiş görünüyor.
Microsoft ve Yahoo'nun en büyük problemi, hala vizyonlarının ve dinamizmlerinin Google ve Facebook'la yarışamayacak kadar geride olması. Microsoft, hizmetlerinin kalitesini yükselttiği gibi fiyatlarını da düşürmek zorunda. Aksi takdirde kullanıcıların diğer hizmetlere yönelmesi an meselesi. Yahoo, e-mail hizmetiyle oluşturduğu kitlesini daha iyi yönetmeli ve farklı açılımlarla (social networking, video, resim, blog vs. vs.) yerini kuvvetlendirmeli. Sadece e-mail ile, platform içeriği ile başarının sürdürülebilir olacağına inanmıyorum açıkçası. Facebook, yaptığı son hamlelerle ne kadar vizyonlu olduğunu çoktan ispatladı. Rusya pazarına girmek için aldığı yatırım, anlık arama ve durum paylaşımı konusunda en iyi hizmetlerden birisi olan FriendFeed'i alarak ileride bu konunun daha çok önem kazanacağına olan inancı, kurduğu ekibi ve yaptıklarıyla Google'ın en sağlam rakibi olarak görünüyor. Hangi rakip geleceği daha iyi görürse ve ona göre doğru hamleleri yaparsa, o biraz daha Google'a yaklaşır. Aksi takdirde, uzun yıllar kimse Google'ın yanına bile yaklaşamaz.
14 Mart 2009 Cumartesi
Google arama sonuçları konusunda artık bizim de fikrimizi alıyor
Çok önceleri bu fikir gelmişti aklıma ancak bazı muhtemel sorunları sebebiyle hayata geçirilmesi konusunda bazı tereddütlerim vardı. Bildiğimiz gibi Google'ın tüm hizmetlerinden Gmail hesabımızla yararlanabiliyoruz. Böylelikle Google bizi bu hesabımız sayesinde tanıyabiliyor ve bize özel öneriler getirebiliyor. En güzel örneklerinden birisi Youtube'daki önerilen videolar. Gerçekten çok iyi çalıştığını düşünüyorum çünkü siteye her giriş yaptığımda Youtube gerçekten ilgimi çekecek videoları bana gösteriyor.
Bu konu aslında Web 3.0'da da irdeleniyor. Web sitelerinin bizim tam olarak neyi istediğimizi anlamaya çalışması ve bu analize göre bize sonuçlar göstermesi Web 3.0 anlayışının bir parçası olarak daha önce tanımlanmıştı. Amazon.com'un, çapraz satış yöntemiyle diğer kullanıcıların sizin istediğiniz ürünü aldıktan sonra tercih ettiği diğer ürünleri size göstermesi aslında bu anlayışa benzese de, Amazon.com sizi tek başınıza tanımlamaktan ziyade, bir kümeye dahil ederek o kümenin ilgi alanını belirleyip size bu doğrultuda içerik sunuyor.
Google ise zaten birçok hizmetinden yararlandığınız için sizi çok daha iyi tanımlayarak size özel içerik gösterebiliyor, tabi onlar için daha da önemlisi daha ilintili reklamlar ile reklam kampanyalarının etkinliğini arttırabilmek. Bu yazımda bu konuya değil de bir başka konuya Google'ın asıl yaptığı işe değineceğim.
Dün, Google'da arama yaparken (global versiyonunda) arama sonuçlarının yanında bir ok ve bir çarpı işareti gördüm ve hemen kafamda küçük bir ampul belirdi (masum olan ampullerden). Acaba dedim, düşündüğüm şeyi mi hayata geçirmiş Google. Sonra farkettim ki Gmail hesabıma giriş yapmışım ve Google Toolbar'da Gmail hesabım açık görünüyor. Bu demek oluyor ki, benim Gmail hesabımdan Google beni tanımlıyor ve benden bu hesap dahilinde yaptığım Google aramalarını değerlendirmemi istiyor. Eğer Gmail hesabınız açık değilse (veya Google'daki herhangi bir hesabınız), bu değerlendirme düğmelerini göremiyorsunuz. Aşağıdaki ekran görüntüsünden nasıl göründüğünü inceleyebilirsiniz (arama olarak Ronaldinho Goals yazdım)

Gördüğümüz gibi Google artık bize sonuçların bizim için ne kadar uygun olduğunu soruyor. Böylelikle gereksiz gördüğümüz sonuçları Google'a bildirerek, bir sonraki aramalarda benzeri gereksiz sonuçlardan arınmış oluyoruz. Ancak tabi bu sistemin göründüğü kadar kolay işlemeyeceği bir gerçek. Sonuçta manipule edilmeye çok açık bir fonksiyon ve bizim yapacağımız tercihlerin diğer kişilerin sıralamalarını etkileyip etkilemeyeceği, etkileyecekse ne oranda etkileyeceği de önemli birkaç nokta. Bu zamana kadar Google bize en iyi sonuç vermek için spam web siteler yapan webmasterlarla savaşıyordu. Onların, algoritmasını çözmemesi için elinden geleni yapıyordu ki gereksiz siteler üst sıralarda çıkmasın. Aksi takdirde Google'ın güvenilirliği ve etkinliği sorgulanır hale gelecekti. Bu uygulamanın, Google'ın algoritması üzerine bir kullanıcı etkisi olarak ekleneceğini, bu eklemenin manipule edilmesinin engelleneceğini düşünüyorum. İyi yönetilirse, gerçekten faydalı bir uygulama olacağı kanısındayım. Şu anda global sitede denendiğini ve başarılı olması halinde lokal bazda da bu uygulamanın entegre edileceğini sanıyorum. Bakalım, başarısını bekleyip göreceğiz.
Ekleme: Google bu hizmeti Kasım ayında yayınlamış. Konuyla ilgili Google'ın resmi blog'undaki yazı için;
SearchWiki: make search your own
Bu konu aslında Web 3.0'da da irdeleniyor. Web sitelerinin bizim tam olarak neyi istediğimizi anlamaya çalışması ve bu analize göre bize sonuçlar göstermesi Web 3.0 anlayışının bir parçası olarak daha önce tanımlanmıştı. Amazon.com'un, çapraz satış yöntemiyle diğer kullanıcıların sizin istediğiniz ürünü aldıktan sonra tercih ettiği diğer ürünleri size göstermesi aslında bu anlayışa benzese de, Amazon.com sizi tek başınıza tanımlamaktan ziyade, bir kümeye dahil ederek o kümenin ilgi alanını belirleyip size bu doğrultuda içerik sunuyor.
Google ise zaten birçok hizmetinden yararlandığınız için sizi çok daha iyi tanımlayarak size özel içerik gösterebiliyor, tabi onlar için daha da önemlisi daha ilintili reklamlar ile reklam kampanyalarının etkinliğini arttırabilmek. Bu yazımda bu konuya değil de bir başka konuya Google'ın asıl yaptığı işe değineceğim.
Dün, Google'da arama yaparken (global versiyonunda) arama sonuçlarının yanında bir ok ve bir çarpı işareti gördüm ve hemen kafamda küçük bir ampul belirdi (masum olan ampullerden). Acaba dedim, düşündüğüm şeyi mi hayata geçirmiş Google. Sonra farkettim ki Gmail hesabıma giriş yapmışım ve Google Toolbar'da Gmail hesabım açık görünüyor. Bu demek oluyor ki, benim Gmail hesabımdan Google beni tanımlıyor ve benden bu hesap dahilinde yaptığım Google aramalarını değerlendirmemi istiyor. Eğer Gmail hesabınız açık değilse (veya Google'daki herhangi bir hesabınız), bu değerlendirme düğmelerini göremiyorsunuz. Aşağıdaki ekran görüntüsünden nasıl göründüğünü inceleyebilirsiniz (arama olarak Ronaldinho Goals yazdım)

Gördüğümüz gibi Google artık bize sonuçların bizim için ne kadar uygun olduğunu soruyor. Böylelikle gereksiz gördüğümüz sonuçları Google'a bildirerek, bir sonraki aramalarda benzeri gereksiz sonuçlardan arınmış oluyoruz. Ancak tabi bu sistemin göründüğü kadar kolay işlemeyeceği bir gerçek. Sonuçta manipule edilmeye çok açık bir fonksiyon ve bizim yapacağımız tercihlerin diğer kişilerin sıralamalarını etkileyip etkilemeyeceği, etkileyecekse ne oranda etkileyeceği de önemli birkaç nokta. Bu zamana kadar Google bize en iyi sonuç vermek için spam web siteler yapan webmasterlarla savaşıyordu. Onların, algoritmasını çözmemesi için elinden geleni yapıyordu ki gereksiz siteler üst sıralarda çıkmasın. Aksi takdirde Google'ın güvenilirliği ve etkinliği sorgulanır hale gelecekti. Bu uygulamanın, Google'ın algoritması üzerine bir kullanıcı etkisi olarak ekleneceğini, bu eklemenin manipule edilmesinin engelleneceğini düşünüyorum. İyi yönetilirse, gerçekten faydalı bir uygulama olacağı kanısındayım. Şu anda global sitede denendiğini ve başarılı olması halinde lokal bazda da bu uygulamanın entegre edileceğini sanıyorum. Bakalım, başarısını bekleyip göreceğiz.
Ekleme: Google bu hizmeti Kasım ayında yayınlamış. Konuyla ilgili Google'ın resmi blog'undaki yazı için;
SearchWiki: make search your own
7 Aralık 2008 Pazar
Dikey Arama Motorları (Vertical Search Engines)
Dikeyden kastettiğimiz aslında belli bir hiyerarşik düzende, alt başlıkların irdelenmesi diyebiliriz.
Google'ın altyapısı, algoritması, arayüzü herşeyiyle bizim bu zamana kadar tüm ihtiyaçlarımızı tümüyle karşıladı. Ancak kendisini ispat ettiği günlerden bugünlere çok şey değişti. Google'ın ilk günlerini yaşayan, tecrübe eden kullanıcı sayısı binlerle ifade edilebiliyorken, şimdilerde tecrübe eden sayısı yüz milyonları aştı. İnternetin bu dev kalabalığının belli bir kısmı ise kendi web sitelerini, içeriklerini de yayınlıyor (tıpkı şu anda benim yaptığım gibi). Google, siteleri ilk indekslemeya başladığı günden bu yana, hem kullanıcı sayısı, hem kullanıcı profili çok değişti. Önümüzdeki 10 sene içinde ise daha da değişecek. Düşünün ki, şu anda interneti kullananların geçmişi en fazla 10-15 seneye dayanıyor. Ancak bizden sonraki nesil, 5-6 yaşından itibaren internet ile tanışıyor ve internet onların hayatının bir parçası haline geliyor. Durum böyle olunca, yeni nesiller bizden çok daha etkin, verimli, yoğun internet kullanıcısı olarak yetişiyor. İnternet, bu sebeple Google'ın ilk yıllarından bugünlere artan ivme ile büyüyor ve bundan sonra daha da büyüyecek.
Peki, bu hızla genişleyen interneti indexlemek Google için her zaman bugünkü gibi kolay olacak mı?. Bence olmama ihtimali var. Nedeni ise, şu anda bile interneti biraz çözmüş insanlar Google'da görünmeye çalışıyor. Bu rekabet, kim Google'ın nabzına göre daha iyi şerbet verirse o daha üst sıralarda görünüre dönüştü, hani biz bunun adına teknik olarak Arama Motoru Optimizasyonu (Search Engine Optimization) diyoruz. Ancak hızla büyüyen ve genişleyen bu dünyada Google mühendisleri, kafasında Google'da ilk sırada çıkmak olan milyonlarca beyin ile ne kadar yarışabilir, bilemiyorum.
Dikey Arama Motorları, sadece belli bir alandaki siteleri indexleyen ve bu alanda özelleşen arama motorlarıdır. Böylelikle, örneğin tekstil sektöründeki firmaları, tedarikçileri, fabrikaları indexleyen bir arama motoru, yazılacak iyi bir algoritmayla tekstil sektörüne verimli bir şekilde hizmet edebilecek hale gelebilir. Bunun en güzel örneği aslında IT.com (Information Technologies).IT.com, sadece bilişim sektöründeki haberleri, yazıları, firmaları indexleyen bir arama motoru. Birkaç kez kullandım ancak pek işime yarayan sonuçlar çıkardığını söyleyemem. Yine de üzerinde çalışılması ve geliştirilmesi gereken bir anlayış olduğunu düşünüyorum, dikey arama motorlarının. Tüm dünyadaki web sitelerini indexleyerek, bu siteleri sıraya sokmaya çalışmak bundan 10 yıl sonra eskisi kadar kolay olmayacak. Dikey Arama Motorları bu anlamda bize ve arama motoru şirketlerine yardımcı olacaktır. Aslında örneğin fiyat karşılaştırma siteleri de bir nevi dikey arama motorudur. Kendi içlerinde internetteki E-Ticaret sitelerinden aldıkları ürün bilgileri, fiyatları barındıran bir nevi Google'lardır. İleride daha fazla dikey arama motoru görme ihtimalimiz yükselecek diye tahmin ediyorum.
Google'ın altyapısı, algoritması, arayüzü herşeyiyle bizim bu zamana kadar tüm ihtiyaçlarımızı tümüyle karşıladı. Ancak kendisini ispat ettiği günlerden bugünlere çok şey değişti. Google'ın ilk günlerini yaşayan, tecrübe eden kullanıcı sayısı binlerle ifade edilebiliyorken, şimdilerde tecrübe eden sayısı yüz milyonları aştı. İnternetin bu dev kalabalığının belli bir kısmı ise kendi web sitelerini, içeriklerini de yayınlıyor (tıpkı şu anda benim yaptığım gibi). Google, siteleri ilk indekslemeya başladığı günden bu yana, hem kullanıcı sayısı, hem kullanıcı profili çok değişti. Önümüzdeki 10 sene içinde ise daha da değişecek. Düşünün ki, şu anda interneti kullananların geçmişi en fazla 10-15 seneye dayanıyor. Ancak bizden sonraki nesil, 5-6 yaşından itibaren internet ile tanışıyor ve internet onların hayatının bir parçası haline geliyor. Durum böyle olunca, yeni nesiller bizden çok daha etkin, verimli, yoğun internet kullanıcısı olarak yetişiyor. İnternet, bu sebeple Google'ın ilk yıllarından bugünlere artan ivme ile büyüyor ve bundan sonra daha da büyüyecek.
Peki, bu hızla genişleyen interneti indexlemek Google için her zaman bugünkü gibi kolay olacak mı?. Bence olmama ihtimali var. Nedeni ise, şu anda bile interneti biraz çözmüş insanlar Google'da görünmeye çalışıyor. Bu rekabet, kim Google'ın nabzına göre daha iyi şerbet verirse o daha üst sıralarda görünüre dönüştü, hani biz bunun adına teknik olarak Arama Motoru Optimizasyonu (Search Engine Optimization) diyoruz. Ancak hızla büyüyen ve genişleyen bu dünyada Google mühendisleri, kafasında Google'da ilk sırada çıkmak olan milyonlarca beyin ile ne kadar yarışabilir, bilemiyorum.
Dikey Arama Motorları, sadece belli bir alandaki siteleri indexleyen ve bu alanda özelleşen arama motorlarıdır. Böylelikle, örneğin tekstil sektöründeki firmaları, tedarikçileri, fabrikaları indexleyen bir arama motoru, yazılacak iyi bir algoritmayla tekstil sektörüne verimli bir şekilde hizmet edebilecek hale gelebilir. Bunun en güzel örneği aslında IT.com (Information Technologies).IT.com, sadece bilişim sektöründeki haberleri, yazıları, firmaları indexleyen bir arama motoru. Birkaç kez kullandım ancak pek işime yarayan sonuçlar çıkardığını söyleyemem. Yine de üzerinde çalışılması ve geliştirilmesi gereken bir anlayış olduğunu düşünüyorum, dikey arama motorlarının. Tüm dünyadaki web sitelerini indexleyerek, bu siteleri sıraya sokmaya çalışmak bundan 10 yıl sonra eskisi kadar kolay olmayacak. Dikey Arama Motorları bu anlamda bize ve arama motoru şirketlerine yardımcı olacaktır. Aslında örneğin fiyat karşılaştırma siteleri de bir nevi dikey arama motorudur. Kendi içlerinde internetteki E-Ticaret sitelerinden aldıkları ürün bilgileri, fiyatları barındıran bir nevi Google'lardır. İleride daha fazla dikey arama motoru görme ihtimalimiz yükselecek diye tahmin ediyorum.
Etiketler
Dikey Arama Motorları,
Google
16 Kasım 2008 Pazar
Microsoft ve İnternet
Microsoft bildiğimiz gibi Windows serisinin üreten, dünyadaki bilgisayarların büyük bir kısmında hüküm süren pencereleri yaratan şirket. Windows dışında dos, linux, unix, MAC OS gibi işletim sistemleri olsa da en yaygın olarak kullanılanı
Windows ve Windows'un son sürümü hepimizin bildiği gibi Vista. Vista geçtiğimiz senelerde çıkmış olmasına rağmen henüz istenilen performansa ulaşamadığından olsa gerek, bu sürede yeni bilgisayar almamış herkesin bilgisayarında hala XP kurulu ancak yeni bilgisayarlar artık sadece Vista uyumlu geliyor.
Microsoft, kurulduğu yıllardan bugüne kadar sadece Windows ile ilgilenmedi. Office'i üretti ve Word,Excel ve Powerpoint birer efsaneye dönüştü. Özellikle de Excel'in marifetleri saymakla bitmez sanıyorum. Onun dışında bize online tarafta da ürünler sunmaya devam etti Microsoft. Live Search ve MSN Messenger Microsoft'un online mecrada en çok kullandığımız iki ürünü olarak ön plana çıkıyor.
Heyhat, Microsoft'un bu gelişimi, bilişim dünyasının genel gelişimine pek ayak uyduramadı. Yahoo çıktı, Google çıktı ve son yıllarda Facebook kendini gösterdi (her ne kadar Microsoft, sitenin ufak bir hissesine sahip olsa da). Yahoo çıktı en iyi e-mail hizmetini vereceğini duyurdu, Microsoft Hotmail ile cevap vermeye çalıştı. Google çıktı en iyi arama sonuçlarını vereceğini duyurdu, Microsoft Live Search ile cevap vermeye çalıştı. Facebook dünyanın en geniş sosyal ağı olacağını gösterdi, Microsoft önce sitenin hisselerinin bir kısmını satın aldı, şimdi de bu haberde öğrendiğimiz üzere Windows Live'i bir sosyal ağa dönüştürmeye çalışacak.
İşletme Mühendisliğinde okuduğum yıllarda bize öğretilenlerin başında "geleceği görebilmek" geliyordu. Geleceği görebilen yönetici, fırsatları değerlendirebilir, tehditleri bertaraf edebilir. Tıpkı Turkcell'in internetin gelişimini görerek aksiyon alması, tıpkı Google'ın mobil dünyadaki gelişimi görerek ve Apple'ın iPhone ile elinde toplayacağı gücü farkederek kendisinin de bir telefon üretmesi ve mobil işletim sistemi çıkarması gibi. Ancak Microsoft geleceği sanıyorum Windows'tan sonra bir türlü göremedi. E-mail hizmetinde, arama motorunda, sosyal ağlarda..Nedense offline mecranın bileği bükülmez devi, online mecrada hep en iyi ikinci olabildi en fazla. Bunun nedeninin Microsoft'un kendi bünyesinde internete bu süreçte daha az önem verdiği mi, yoksa kendisine fazla güvendiği mi bilmiyorum ama Yahoo'yu almak için verdikleri uzun mücadele aslında internetin öneminin geç de olsa farkına vardıklarını gösteriyor.
Microsoft, bence, hali hazırdaki teknolojiler ve markalar ile ilgilenmekten ziyade, kısa ve orta vadede trendin nasıl şekilleneceğini öngörebilirse, elindeki (windows, office, msn messenger ile yarattığı) hatrı sayılır gücü kullanarak internet dünyasında da adını sağlamlaştırabilir, diğer hiçbir sitenin yönetim kurulunun 45 milyar dolarlık teklifini kabul etmesini beklemeden.
Windows ve Windows'un son sürümü hepimizin bildiği gibi Vista. Vista geçtiğimiz senelerde çıkmış olmasına rağmen henüz istenilen performansa ulaşamadığından olsa gerek, bu sürede yeni bilgisayar almamış herkesin bilgisayarında hala XP kurulu ancak yeni bilgisayarlar artık sadece Vista uyumlu geliyor.Microsoft, kurulduğu yıllardan bugüne kadar sadece Windows ile ilgilenmedi. Office'i üretti ve Word,Excel ve Powerpoint birer efsaneye dönüştü. Özellikle de Excel'in marifetleri saymakla bitmez sanıyorum. Onun dışında bize online tarafta da ürünler sunmaya devam etti Microsoft. Live Search ve MSN Messenger Microsoft'un online mecrada en çok kullandığımız iki ürünü olarak ön plana çıkıyor.
Heyhat, Microsoft'un bu gelişimi, bilişim dünyasının genel gelişimine pek ayak uyduramadı. Yahoo çıktı, Google çıktı ve son yıllarda Facebook kendini gösterdi (her ne kadar Microsoft, sitenin ufak bir hissesine sahip olsa da). Yahoo çıktı en iyi e-mail hizmetini vereceğini duyurdu, Microsoft Hotmail ile cevap vermeye çalıştı. Google çıktı en iyi arama sonuçlarını vereceğini duyurdu, Microsoft Live Search ile cevap vermeye çalıştı. Facebook dünyanın en geniş sosyal ağı olacağını gösterdi, Microsoft önce sitenin hisselerinin bir kısmını satın aldı, şimdi de bu haberde öğrendiğimiz üzere Windows Live'i bir sosyal ağa dönüştürmeye çalışacak.
İşletme Mühendisliğinde okuduğum yıllarda bize öğretilenlerin başında "geleceği görebilmek" geliyordu. Geleceği görebilen yönetici, fırsatları değerlendirebilir, tehditleri bertaraf edebilir. Tıpkı Turkcell'in internetin gelişimini görerek aksiyon alması, tıpkı Google'ın mobil dünyadaki gelişimi görerek ve Apple'ın iPhone ile elinde toplayacağı gücü farkederek kendisinin de bir telefon üretmesi ve mobil işletim sistemi çıkarması gibi. Ancak Microsoft geleceği sanıyorum Windows'tan sonra bir türlü göremedi. E-mail hizmetinde, arama motorunda, sosyal ağlarda..Nedense offline mecranın bileği bükülmez devi, online mecrada hep en iyi ikinci olabildi en fazla. Bunun nedeninin Microsoft'un kendi bünyesinde internete bu süreçte daha az önem verdiği mi, yoksa kendisine fazla güvendiği mi bilmiyorum ama Yahoo'yu almak için verdikleri uzun mücadele aslında internetin öneminin geç de olsa farkına vardıklarını gösteriyor.
Microsoft, bence, hali hazırdaki teknolojiler ve markalar ile ilgilenmekten ziyade, kısa ve orta vadede trendin nasıl şekilleneceğini öngörebilirse, elindeki (windows, office, msn messenger ile yarattığı) hatrı sayılır gücü kullanarak internet dünyasında da adını sağlamlaştırabilir, diğer hiçbir sitenin yönetim kurulunun 45 milyar dolarlık teklifini kabul etmesini beklemeden.
18 Ekim 2008 Cumartesi
Google uçuşa geçti
Amerika'da yaşanan ekonomik kriz sadece finans çevrelerini değil, tüm sektörleri etkilemenin eşiğindeyken, online mecra da kendi payına düşen etkiyi merakla bekliyor. Bugünlerde açıklanan Google'ın 3. çeyrek sonuçları aslında bu etkinin sanılanın aksine daha pozitif yönde olabileceğini gösteriyor. Tabi, Google'ın müşteri odaklı diğer kanallara nazaran daha hesaplı reklam kampanyalarının online mecradaki diğer oyunculara göre Google'ı bir adım (veya birkaç adım) öne geçirdiğini unutmamak gerekiyor. Google'ın açıklanan rakamları oldukça etkileyici; Google'ın 3. çeyrek kârı 5.54 milyar dolar olarak gerçekleşti ve bu rakam geçen senenin aynı dönemine göre tam %31'lik bir artışa denk geliyor. Bu muazzam artış, ekonomik krizin böylesine şiddetli yaşandığı günümüz iş dünyasında tam anlamıyla uçuşa geçmektir.
Peki Google neden krizden etkilenmedi? Hatta nasıl kârını bu kadar arttırdı? Birçok iş geliştirme, masraf yönetimi, yeni ürünler vs. etkili olmuş olabilir ancak kanımca buradaki en önemli nokta Google'ın pazarlama aracı olarak bir şirkete en ekonomik fırsatları sunması. Bu noktada Google elindeki gücü çok iyi kullanıyor. Düşünün ki, böyle bir kriz ortamında şirketler kitlesel pazarlama ve reklam kampanyalarına girmekte tereddüt edebiliyor, yüksek maliyetlerinden dolayı. Geriye kalan araçlardan en cazip olanının online marketing olduğunu düşünürsek ve online marketing denince en iyi ölçümlenebilen, en ekonomik aracın Adwords olduğu aşikâr iken, Google'ın büyük pazarlama pastasından hatrı sayılır bir pay alması kaçınılmaz oluyor. Bu noktada tabi ki, Google'ın verdiği hizmeti ne kadar geliştirdiği, hem tüketici hem de reklam veren açısından şartları kolaylaştırdığını da unutmamak gerekiyor. Elindeki bu gücü, oturduğu yerden kullanmaktansa, daha iyi nasıl yaparım, daha farklı nasıl olurum, ne gibi yenilikler katabilirim, diyerek araştırarak ve öğrenerek verimini arttırarak kullanıyor.
Peki Google neden krizden etkilenmedi? Hatta nasıl kârını bu kadar arttırdı? Birçok iş geliştirme, masraf yönetimi, yeni ürünler vs. etkili olmuş olabilir ancak kanımca buradaki en önemli nokta Google'ın pazarlama aracı olarak bir şirkete en ekonomik fırsatları sunması. Bu noktada Google elindeki gücü çok iyi kullanıyor. Düşünün ki, böyle bir kriz ortamında şirketler kitlesel pazarlama ve reklam kampanyalarına girmekte tereddüt edebiliyor, yüksek maliyetlerinden dolayı. Geriye kalan araçlardan en cazip olanının online marketing olduğunu düşünürsek ve online marketing denince en iyi ölçümlenebilen, en ekonomik aracın Adwords olduğu aşikâr iken, Google'ın büyük pazarlama pastasından hatrı sayılır bir pay alması kaçınılmaz oluyor. Bu noktada tabi ki, Google'ın verdiği hizmeti ne kadar geliştirdiği, hem tüketici hem de reklam veren açısından şartları kolaylaştırdığını da unutmamak gerekiyor. Elindeki bu gücü, oturduğu yerden kullanmaktansa, daha iyi nasıl yaparım, daha farklı nasıl olurum, ne gibi yenilikler katabilirim, diyerek araştırarak ve öğrenerek verimini arttırarak kullanıyor.
18 Eylül 2008 Perşembe
Google'dan iPhone'a rakip telefon
Apple'ın son yıllardaki hızlı yükselişinin en önemli mihenk taşı iPod oldu diye düşünüyorum. iPod farklı tasarımı, kolay kullanımı ile mp3 çalar dünyasına yepyeni bir soluk getirdi ve kendine has bir tarz yarattı. Apple bu trendi kullanarak, iPod'u geliştirdi daha da yaygınlaştırdı. iPod'un bu gelişimine karşılık Steve
Jobs'un gözü daha yüksekteydi ve sonunda iPhone ortaya çıktı. Dokunmatik ekran, internet kullanım kolaylığı (wifi ve navigasyon özellikleri) ve mobil uygulamalarıyla bu sefer cep telefonu piyasasında bir devrim yarattı. Bir anda teknoloji tutkunları iPhone'u konuşmaya başladı. Türkiye'ye henüz resmi olarak gelmemesine rağmen birçok kişide yurtdışından getirtilmiş iPhone'ları görmeye başladık. Sonrasında Apple, cep telefonu pazarında rakiplerini daha da kızdıracak bir hamle yaptı ve iPhone 3G'yi bir önceki nesilden daha ucuza piyasaya sürdü. Steve Jobs'un aslında amacının sadece cihaz satmak olmadığını konuyla ilgili önceki yazımda kısaca belirtmiştim.
Apple'ın amacı aslında iPhone'u dünyada olabildiğince yaygınlaştırmak ve bu şekilde dünyanın en büyük "ağ"ını kurmak. Eğer bunu başarabilirse, sahip olacağı gücün ve elde edeceğini gelirin boyutunu siz düşünün (şu anki cihaz satışının çok daha üstünde olacağına eminim).
İnternet devi Google, tabi tüm bu gelişmelere seyirci kalmadı. Üründen önce Android adlı mobil işletim sistemini piyasaya süren Google, şimdi de Google Android HTC Dream adlı ürününü satışa çıkarmayı planlıyor. Ürünün birçok açıdan iPhone ile rekabet edeceği düşünülüyor. Bu parametrelerin en önemlilerinden birisi şüphesiz fiyatı; iPhone 3G ile aynı fiyatta $199'a satışa sunulacak.
Barcelona'daki Mobile World organizasyonunda ilk prototipinin sergileneceği Google'ın telefonu ile iPhone 3G rekabeti bir sitede incelenmiş ve Google bu karşılaşmayı kazanmış.
Bakalım, Google sanal dünyanın dışında, ceplerimizde de internette kazandığı başarıyı tekrarlayabilecek, Apple'ı cep telefonu pazarında yerinden edebilecek mi, bekleyip göreceğiz.
Kaynak;
Google’s $199 phone to compete with the iPhone | CNNMoney.com
Not: Resimdeki telefon, Google Phone değildir (en azından resmi aldığım sitede böyle bir bilgi verilmiyor). Sadece Android yazılımını tanıtım amaçlı sitede yayınlanmış olan bir resimdir.
Jobs'un gözü daha yüksekteydi ve sonunda iPhone ortaya çıktı. Dokunmatik ekran, internet kullanım kolaylığı (wifi ve navigasyon özellikleri) ve mobil uygulamalarıyla bu sefer cep telefonu piyasasında bir devrim yarattı. Bir anda teknoloji tutkunları iPhone'u konuşmaya başladı. Türkiye'ye henüz resmi olarak gelmemesine rağmen birçok kişide yurtdışından getirtilmiş iPhone'ları görmeye başladık. Sonrasında Apple, cep telefonu pazarında rakiplerini daha da kızdıracak bir hamle yaptı ve iPhone 3G'yi bir önceki nesilden daha ucuza piyasaya sürdü. Steve Jobs'un aslında amacının sadece cihaz satmak olmadığını konuyla ilgili önceki yazımda kısaca belirtmiştim. Apple'ın amacı aslında iPhone'u dünyada olabildiğince yaygınlaştırmak ve bu şekilde dünyanın en büyük "ağ"ını kurmak. Eğer bunu başarabilirse, sahip olacağı gücün ve elde edeceğini gelirin boyutunu siz düşünün (şu anki cihaz satışının çok daha üstünde olacağına eminim).
İnternet devi Google, tabi tüm bu gelişmelere seyirci kalmadı. Üründen önce Android adlı mobil işletim sistemini piyasaya süren Google, şimdi de Google Android HTC Dream adlı ürününü satışa çıkarmayı planlıyor. Ürünün birçok açıdan iPhone ile rekabet edeceği düşünülüyor. Bu parametrelerin en önemlilerinden birisi şüphesiz fiyatı; iPhone 3G ile aynı fiyatta $199'a satışa sunulacak.
Barcelona'daki Mobile World organizasyonunda ilk prototipinin sergileneceği Google'ın telefonu ile iPhone 3G rekabeti bir sitede incelenmiş ve Google bu karşılaşmayı kazanmış.
Bakalım, Google sanal dünyanın dışında, ceplerimizde de internette kazandığı başarıyı tekrarlayabilecek, Apple'ı cep telefonu pazarında yerinden edebilecek mi, bekleyip göreceğiz.
Kaynak;
Google’s $199 phone to compete with the iPhone | CNNMoney.com
Not: Resimdeki telefon, Google Phone değildir (en azından resmi aldığım sitede böyle bir bilgi verilmiyor). Sadece Android yazılımını tanıtım amaçlı sitede yayınlanmış olan bir resimdir.
4 Eylül 2008 Perşembe
Google'da yapılan aramanın sonuçları neye göre sıralanıyor?
Artık internette aradığımız hemen herşeyi Google üzerinden yazdığımız 1-2 kelime ile kısa sürede bulabiliyoruz. Biz kullanıcılar için oldukça basit olan bu işlemin başarıyla gerçekleştirilebilmesi için Google tabir-i caizse bir mühendis ordusu ile arama sonuçlarının sıralama algoritması üzerinde çalışıyor. Tabi Google mühendisleri kadar, Google'ın önemini bilen tüm webmaster lar, arama motoru uzmanları da Google dersini daha çok çalışıyorlar. Google algoritmayı geliştiriyor, webmaster lar
çözüyor, Google değiştiriyor, webmaster lar çözüyor derken Google, webmaster ların kolay kolay çözemeyeceği 100 ün üstünde parametre ile belli bir kelime veya kelime öbeği için sonuçları sıralıyor, biz de aradığımızı bulmanın keyfini yaşıyoruz.
Webmaster lar ile Google arasındaki bu çekişmenin nedeni aslında çok basit; Google, webmaster ların algoritmasını çözerek, sadece bu algoritmaya yönelik web siteleri yapmalarını ve içeriği boş sıralaması yüksek siteleri yayınlamalarını istemiyor. Webmaster lar ise bu algoritmayı çözerek daha az içerikle daha üst sıralarda yer bulma, kısacası Google pastasından en büyük payı alma hevesindeler.
İyi bir webmaster ne kendisini tamamen Google'a adayıp, Google'ı tümüyle çözmeye çalışmalıdır, ne de Google'dan kendisini tümüyle soyutlamalıdır, kanımca. Bu noktada yapılması gereken Google'ın temel olarak nelere dikkat ettiğini ve hangi kurallara uyulması gerektiğinin öğrenilmesi, bu yönde web sitesi üzerinde çalışılmasıdır.
Google söz konusu olunca en fazla konuşulan şey sanıyorum, Pagerank'tir. Pagerank, Google'ın sitelere kendi sistemine uygunluk ve kalitesi bakımından verdiği bir çeşit nottur. Bu not 0 ile 10 arasında değişir ve rivayete göre Google siteleri bu nota göre sıralar.
Ancak gözden kaçan birşey var ki, siteye verilen not tek bir puan iken sitenin içinde yoğunluğuna göre aramalarda çıktığı anahtar kelime sayısı birden fazladır, hatta geniş içerikli sitelerde yüzlerce, binlercedir. Anlatmaya çalıştığım şey, sitenin Google sıralamalarında çıktığı aranılan kelimelerin fazlalığı. Benim bir sitem var, x.com ve sitemin PR'ı (PageRank) 5 olsun. Bir başka sitenin, o da y.com, PR'ı 2 olsun. x.com çok geniş içerikli bir site olmasından kaynaklanan belli bir konuya odaklanmama durumu var. Sitede birçok konudan bahsedilmiş ve birçok kelimede Google'da çıkma olasılığı var. Ancak mesela mp3 player üzerine odaklanmış bir site olan y.com, Google'da "mp3 player" olarak aratıldığında büyük ihtimalle x.com'un üzerinde çıkacaktır.
Bunu daha net bir şekilde anlatmak gerekirse, Ntvmsnbc.com'un PR'ı 6 ve diğer birçok siteden PR'ı daha yüksek. Ancak Google'da arama yaptığınızda Ntvmsnbc'de yayınlanan haberleri ilk sırada görme ihtimaliniz düşük.
Google, herhangi bir kelimede sizi üst sıralarda göstermek için sitenizde birçok şeye bakar. Sitenizde bu kelimenin ve anlamdaşlarının ne kadar sık kullanıldığına, sitenizde kullandığınız başlıklara, sitenize verilen linklerin ilintili sitelerden gelip gelmediğine, sizin verdiğiniz linklere ve bunun gibi birçok şeye bakarak sizi sonuçlarda listeler. Bu noktada sizin PR değeriniz tabi ki önemlidir ancak tek parametre değildir, yukarıdaki verdiğim örneği de göz önünde bulundurursak. Google, siz internette ne kadar faydalısınız ve aranılan kelimeyle ilgili ne kadar iyi bir sitesiniz bunu ölçer. Örneğin, irili ufaklı birçok site, sitenize link vermişse, Google bunu büyük oranda "bu site bu konuda gerçekten referans gösteriliyor, bu siteyi daha üstlerde göstermeliyim" olarak yorumluyor. En güzel örnek de belki de Wikipedia'dır. Dünyada yüzmilyonlarca insanın ilk aklına gelen bilgi kaynağı olarak görülen Wikipedia, birçok kelimede Google sonuçlarında ilk sıralarda kendisine yer buluyor ve belirtmem gerekir ki, Wikipedia'nın PR'ı 9'dur. İşte tüm bu kriterlerin araştırılması ve sitenin arama motoruna uyumluğunun arttırılması çalışmalarına Arama Motoru Optimizasyonu (SEO - Search Engine Optimization) deniyor.
Dilim döndüğünce size Google'ın tam olarak neye odaklandığını ve sizden neler beklediğini anlatmaya çalıştım. Google, en büyük dağıtıcı olarak internet dünyasında, bir webmaster için, bir pazarlama uzmanı için vazgeçilmez araçlardan birisi. Üzerinde iyi çalışıp, onu anlamaya çalışırsak, internetteki varlığımızı da o derece sağlamlaştırırız.
Bu konuda yararlanılabilecek kaynakların başında r10.net geliyor. Gerçekten kaliteli ve bilgilendirici birçok yazı var. Vaktiniz olduğunuzda incelemenizi tavsiye ederim.
çözüyor, Google değiştiriyor, webmaster lar çözüyor derken Google, webmaster ların kolay kolay çözemeyeceği 100 ün üstünde parametre ile belli bir kelime veya kelime öbeği için sonuçları sıralıyor, biz de aradığımızı bulmanın keyfini yaşıyoruz. Webmaster lar ile Google arasındaki bu çekişmenin nedeni aslında çok basit; Google, webmaster ların algoritmasını çözerek, sadece bu algoritmaya yönelik web siteleri yapmalarını ve içeriği boş sıralaması yüksek siteleri yayınlamalarını istemiyor. Webmaster lar ise bu algoritmayı çözerek daha az içerikle daha üst sıralarda yer bulma, kısacası Google pastasından en büyük payı alma hevesindeler.
İyi bir webmaster ne kendisini tamamen Google'a adayıp, Google'ı tümüyle çözmeye çalışmalıdır, ne de Google'dan kendisini tümüyle soyutlamalıdır, kanımca. Bu noktada yapılması gereken Google'ın temel olarak nelere dikkat ettiğini ve hangi kurallara uyulması gerektiğinin öğrenilmesi, bu yönde web sitesi üzerinde çalışılmasıdır.
Google söz konusu olunca en fazla konuşulan şey sanıyorum, Pagerank'tir. Pagerank, Google'ın sitelere kendi sistemine uygunluk ve kalitesi bakımından verdiği bir çeşit nottur. Bu not 0 ile 10 arasında değişir ve rivayete göre Google siteleri bu nota göre sıralar.
Ancak gözden kaçan birşey var ki, siteye verilen not tek bir puan iken sitenin içinde yoğunluğuna göre aramalarda çıktığı anahtar kelime sayısı birden fazladır, hatta geniş içerikli sitelerde yüzlerce, binlercedir. Anlatmaya çalıştığım şey, sitenin Google sıralamalarında çıktığı aranılan kelimelerin fazlalığı. Benim bir sitem var, x.com ve sitemin PR'ı (PageRank) 5 olsun. Bir başka sitenin, o da y.com, PR'ı 2 olsun. x.com çok geniş içerikli bir site olmasından kaynaklanan belli bir konuya odaklanmama durumu var. Sitede birçok konudan bahsedilmiş ve birçok kelimede Google'da çıkma olasılığı var. Ancak mesela mp3 player üzerine odaklanmış bir site olan y.com, Google'da "mp3 player" olarak aratıldığında büyük ihtimalle x.com'un üzerinde çıkacaktır.
Bunu daha net bir şekilde anlatmak gerekirse, Ntvmsnbc.com'un PR'ı 6 ve diğer birçok siteden PR'ı daha yüksek. Ancak Google'da arama yaptığınızda Ntvmsnbc'de yayınlanan haberleri ilk sırada görme ihtimaliniz düşük.
Google, herhangi bir kelimede sizi üst sıralarda göstermek için sitenizde birçok şeye bakar. Sitenizde bu kelimenin ve anlamdaşlarının ne kadar sık kullanıldığına, sitenizde kullandığınız başlıklara, sitenize verilen linklerin ilintili sitelerden gelip gelmediğine, sizin verdiğiniz linklere ve bunun gibi birçok şeye bakarak sizi sonuçlarda listeler. Bu noktada sizin PR değeriniz tabi ki önemlidir ancak tek parametre değildir, yukarıdaki verdiğim örneği de göz önünde bulundurursak. Google, siz internette ne kadar faydalısınız ve aranılan kelimeyle ilgili ne kadar iyi bir sitesiniz bunu ölçer. Örneğin, irili ufaklı birçok site, sitenize link vermişse, Google bunu büyük oranda "bu site bu konuda gerçekten referans gösteriliyor, bu siteyi daha üstlerde göstermeliyim" olarak yorumluyor. En güzel örnek de belki de Wikipedia'dır. Dünyada yüzmilyonlarca insanın ilk aklına gelen bilgi kaynağı olarak görülen Wikipedia, birçok kelimede Google sonuçlarında ilk sıralarda kendisine yer buluyor ve belirtmem gerekir ki, Wikipedia'nın PR'ı 9'dur. İşte tüm bu kriterlerin araştırılması ve sitenin arama motoruna uyumluğunun arttırılması çalışmalarına Arama Motoru Optimizasyonu (SEO - Search Engine Optimization) deniyor.
Dilim döndüğünce size Google'ın tam olarak neye odaklandığını ve sizden neler beklediğini anlatmaya çalıştım. Google, en büyük dağıtıcı olarak internet dünyasında, bir webmaster için, bir pazarlama uzmanı için vazgeçilmez araçlardan birisi. Üzerinde iyi çalışıp, onu anlamaya çalışırsak, internetteki varlığımızı da o derece sağlamlaştırırız.
Bu konuda yararlanılabilecek kaynakların başında r10.net geliyor. Gerçekten kaliteli ve bilgilendirici birçok yazı var. Vaktiniz olduğunuzda incelemenizi tavsiye ederim.
Etiketler
Arama Motoru Optimizasyonu,
Google,
SEO
2 Eylül 2008 Salı
Google Chrome yeni web tarayıcımız olmaya aday
Google, internetteki varlığını biraz daha çevrimdışı alana yaymayı planlıyor olacak ki, bilgisayarlarımızdaki Internet Explorer ve Firefox'lara rakip bir web tarayıcı yaratmış ve adını Google Chrome koymuş.
Yıllardır interneti avuçlarının içinde tutan Google, durmaksızın yeni ürünler üreterek internete biraz daha katma değer sağlamayı amaçlıyor ve doğrusu bunu çok
iyi başarıyor. Google Map, Google Earth, Gmail, Google News, Google Adsense&Adwords, Google Analytics, Google Webmastertools, Google Toolbar, Google Desktop bu ürünlerden aklıma bir çırpıda gelen bazıları.
Artık Google, Chrome ile birlikte bize internette sörf yapma keyfini en üst seviyede sunmaya çalışıyor. Bunu nasıl yapacağını birkaç nokta ile özetliyor; daha kararlı, daha hızlı ve daha güvenli bir web tarayıcısı.
Daha kararlı web tarayıcısı derken Google bize Chrome ile birlikte diğer web tarayıcılarında sık sık karşılaştığımız kilitlenme, donma ve sonuç olarak tarayıcının kendiliğinden kapanması gibi sorunları yaşamayacağımızı vaadediyor.
Daha hızlı derken, web sitelerinin çok daha kısa sürede yüklenmesi, Javascript uygulamalarının çok daha hızlı çalıştırılması kastediliyor.
Daha güvenli derken ise internette sörf yaparken zararlı içerikten en az seviyede etkilenmemizden sözediliyor. Chrome sayesinde web tarayıcımız üzerinde gerçekleşen tüm işlemleri izleyebiliyor ve anormal durumlarla (sizden habersiz bir içeriğin bilgisayarınıza yüklenmesi gibi) önlemimizi alabiliyoruz.
Bu noktaların dışında Google'ın Chrome üzerinde çok çalıştığını söyleyebilirim. Chrome açık kaynak kodlu bir web tarayıcısı olacak ve dünyadaki yazılımcılar tarafından hergün geliştirilecek. Chrome bize en iyi web deneyimini sunmak için Google mühendisleri tarafından kodlanıyor ve açıkçası ben bu deneyimi yaşamak için sabırsızlanıyorum.
Google pazarlama ekibi ise, yine yaratıcılıklarını konuşturup Google Chrome için bir mizah dergisi hazırlamışlar. Bu dergide Chrome'un özellikleri, Google mühendislerinin karikatürleri aracılığıyla anlatılıyor. (Dergi ingilizce olup, buradan ulaşabilirsiniz)
*Google Chrome'un betası yakında yayınlanacak.
Kaynak;
Official Google Blog: A fresh take on the browser
Yıllardır interneti avuçlarının içinde tutan Google, durmaksızın yeni ürünler üreterek internete biraz daha katma değer sağlamayı amaçlıyor ve doğrusu bunu çok
iyi başarıyor. Google Map, Google Earth, Gmail, Google News, Google Adsense&Adwords, Google Analytics, Google Webmastertools, Google Toolbar, Google Desktop bu ürünlerden aklıma bir çırpıda gelen bazıları.Artık Google, Chrome ile birlikte bize internette sörf yapma keyfini en üst seviyede sunmaya çalışıyor. Bunu nasıl yapacağını birkaç nokta ile özetliyor; daha kararlı, daha hızlı ve daha güvenli bir web tarayıcısı.
Daha kararlı web tarayıcısı derken Google bize Chrome ile birlikte diğer web tarayıcılarında sık sık karşılaştığımız kilitlenme, donma ve sonuç olarak tarayıcının kendiliğinden kapanması gibi sorunları yaşamayacağımızı vaadediyor.
Daha hızlı derken, web sitelerinin çok daha kısa sürede yüklenmesi, Javascript uygulamalarının çok daha hızlı çalıştırılması kastediliyor.
Daha güvenli derken ise internette sörf yaparken zararlı içerikten en az seviyede etkilenmemizden sözediliyor. Chrome sayesinde web tarayıcımız üzerinde gerçekleşen tüm işlemleri izleyebiliyor ve anormal durumlarla (sizden habersiz bir içeriğin bilgisayarınıza yüklenmesi gibi) önlemimizi alabiliyoruz.
Bu noktaların dışında Google'ın Chrome üzerinde çok çalıştığını söyleyebilirim. Chrome açık kaynak kodlu bir web tarayıcısı olacak ve dünyadaki yazılımcılar tarafından hergün geliştirilecek. Chrome bize en iyi web deneyimini sunmak için Google mühendisleri tarafından kodlanıyor ve açıkçası ben bu deneyimi yaşamak için sabırsızlanıyorum.
Google pazarlama ekibi ise, yine yaratıcılıklarını konuşturup Google Chrome için bir mizah dergisi hazırlamışlar. Bu dergide Chrome'un özellikleri, Google mühendislerinin karikatürleri aracılığıyla anlatılıyor. (Dergi ingilizce olup, buradan ulaşabilirsiniz)
*Google Chrome'un betası yakında yayınlanacak.
Kaynak;
Official Google Blog: A fresh take on the browser
4 Ağustos 2008 Pazartesi
Intel, HP ve Yahoo 'Cloud Computing' için birleşti
Intel, HP ve Yahoo'nun birlikte bir proje üzerinde çalışması, zaten başlı başına bir
olayken, bu projenin farklılığı belki de ilgiyi biraz daha arttırıyor. Google'ın da üzerinde çalıştığı (sanıyorum IBM ortaklığı ile) Cloud Computing, geleceğin önemli yapıtaşlarından birisi olarak görülüyor.
Peki Cloud Computing nedir? Biraz teknik bir konu olduğu için, yaptığım araştırmalardan anladığımı sizinle paylaşacağım. Cloud Computing aslında internet bağlantısıyla bilgisayarların tek bir merkezde toplanması anlamına geliyor. Yani sizin bir bilgisayarınız var ve biraz günü geçmiş bir bilgisayar olsa da internet bağlantınızla bağlanacağınız bu merkez sayesinde, bu merkezin server ını işlemcisini, ram ini, yazılımlarını herşeyini belli bir ücret karşılığında kullanabiliyor hale geleceksiniz. Bu şekilde elinizdeki ortalama bir bilgisayarla, yüksek verimde ve kalitede hizmet alıyor olacaksınız.
Dediğim gibi bu şimdilik bir proje. Öncelikle araştırmacılara ve bilim adamlarına açık olacak. Zaten keşfedilen sıradışı hizmetlerin öncelike bilime sonra ortalama kullanıcıya ulaştığı birçok kez görüldü. Bilim adamlarının ve araştırmacıların bu sistemi kullanarak daha etkin hale getireceğini, ortalama kullanıcıya son ve en iyi haliyle Cloud Computing hizmetinin ulaşacağını düşünüyorum.
Bu sistemin hayata geçmesindeki en önemli engel, internet bağlantısı olacaktır. Kurulacak küçük ağlarda bu problem fazla yaşanmayacaktır ama ağ genişledikçe bu ihtiyaç orantılı bir şekilde artacaktır.Dünyada hizmetin yaygınlaşması uzun zaman alacaktır. Bu hizmetin Türkiye'ye gelişi ise daha sonra olacaktır. Henüz Türkiye'deki bağlantı hızlarının Amerika'nın çok altında olduğunu ve internetin bile henüz tam anlaşılamadığını düşünürsek, bu gelişim için uzun yıllara ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz.
Peki Intel, HP ve Yahoo neden bu işe girme kararı aldılar ve beraber hareket ediyorlar? Aslında beraber hareket etmelerinin en temel nedeni, her birisinin bu proje içindeki rollerde en iyilerden olması. HP bilgisayar sistemlerinde, Intel bu sistemler içindeki işlemcide, Yahoo ise ağ içindeki yazılım (web sitesi ve hizmetlerinde) dünyanın en iyilerinden. Bu şekilde güçlerini birleştirip, bu sistemi en iyi şekilde tasarlamak istiyorlar. Sonuç olarak kurulacak bu sistem, bir nevi Intel-HP-Yahoo tekeli olacak ve kendi ağları içinde bir Microsoft olacaklar. Yapacakları uygulamalar ve verecekleri ekstra hizmetlerden TTNet'e ADSL için ödediğimiz hizmet bedeli gibi ücret alacaklar.
Yukarıda bahsettiğim konular bir projenin ve detaylarının sadece şu an için görünen hali. Belki buz dağının altı yoktur, belki de tahmin ettiğimizden de büyüktür.
Konuyla ilgili çıkan haberler;
HP, Intel and Yahoo Team Up In The Clouds
Gartner Says Cloud Computing Will Be As Influential As E-business
IBM, Google, Universities Combine 'Cloud' Forces
olayken, bu projenin farklılığı belki de ilgiyi biraz daha arttırıyor. Google'ın da üzerinde çalıştığı (sanıyorum IBM ortaklığı ile) Cloud Computing, geleceğin önemli yapıtaşlarından birisi olarak görülüyor.Peki Cloud Computing nedir? Biraz teknik bir konu olduğu için, yaptığım araştırmalardan anladığımı sizinle paylaşacağım. Cloud Computing aslında internet bağlantısıyla bilgisayarların tek bir merkezde toplanması anlamına geliyor. Yani sizin bir bilgisayarınız var ve biraz günü geçmiş bir bilgisayar olsa da internet bağlantınızla bağlanacağınız bu merkez sayesinde, bu merkezin server ını işlemcisini, ram ini, yazılımlarını herşeyini belli bir ücret karşılığında kullanabiliyor hale geleceksiniz. Bu şekilde elinizdeki ortalama bir bilgisayarla, yüksek verimde ve kalitede hizmet alıyor olacaksınız.
Dediğim gibi bu şimdilik bir proje. Öncelikle araştırmacılara ve bilim adamlarına açık olacak. Zaten keşfedilen sıradışı hizmetlerin öncelike bilime sonra ortalama kullanıcıya ulaştığı birçok kez görüldü. Bilim adamlarının ve araştırmacıların bu sistemi kullanarak daha etkin hale getireceğini, ortalama kullanıcıya son ve en iyi haliyle Cloud Computing hizmetinin ulaşacağını düşünüyorum.
Bu sistemin hayata geçmesindeki en önemli engel, internet bağlantısı olacaktır. Kurulacak küçük ağlarda bu problem fazla yaşanmayacaktır ama ağ genişledikçe bu ihtiyaç orantılı bir şekilde artacaktır.Dünyada hizmetin yaygınlaşması uzun zaman alacaktır. Bu hizmetin Türkiye'ye gelişi ise daha sonra olacaktır. Henüz Türkiye'deki bağlantı hızlarının Amerika'nın çok altında olduğunu ve internetin bile henüz tam anlaşılamadığını düşünürsek, bu gelişim için uzun yıllara ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz.
Peki Intel, HP ve Yahoo neden bu işe girme kararı aldılar ve beraber hareket ediyorlar? Aslında beraber hareket etmelerinin en temel nedeni, her birisinin bu proje içindeki rollerde en iyilerden olması. HP bilgisayar sistemlerinde, Intel bu sistemler içindeki işlemcide, Yahoo ise ağ içindeki yazılım (web sitesi ve hizmetlerinde) dünyanın en iyilerinden. Bu şekilde güçlerini birleştirip, bu sistemi en iyi şekilde tasarlamak istiyorlar. Sonuç olarak kurulacak bu sistem, bir nevi Intel-HP-Yahoo tekeli olacak ve kendi ağları içinde bir Microsoft olacaklar. Yapacakları uygulamalar ve verecekleri ekstra hizmetlerden TTNet'e ADSL için ödediğimiz hizmet bedeli gibi ücret alacaklar.
Yukarıda bahsettiğim konular bir projenin ve detaylarının sadece şu an için görünen hali. Belki buz dağının altı yoktur, belki de tahmin ettiğimizden de büyüktür.
Konuyla ilgili çıkan haberler;
HP, Intel and Yahoo Team Up In The Clouds
Gartner Says Cloud Computing Will Be As Influential As E-business
IBM, Google, Universities Combine 'Cloud' Forces
18 Temmuz 2008 Cuma
Dünyadaki son trendler için; Google Trends
Google, bildiğimiz gibi şu anda dünyanın en iyi arama motoru olarak gösteriliyor. Gün içinde milyarlarca sorgu yapılan Google için internet dünyasının en büyük dağıtıcısı dersek sanırım yanlış olmaz (daha önce de Google ile ilgili bu tarz girişler yapmışlığım çoktur).
Google'da üst sıralarda görünmek, arama motoru optimizasyonu yaparak Google
pastasından en büyük payı almak artık ayrı birer pazarlama stratejisi haline geldi. Durum böyle olunca Google ile ilgili herşey pazarlama dünyasını yakından ilgilendiriyor.
Google, elindeki bu muazzam pazarlama gücünün oldukça önemli bir kısmını aslında bizimle paylaşıyor. Google Trends, Google üzerinde bir kelimenin belli bir zaman diliminde aranma trendini gösteren bir Google uygulaması. Google Trends sayesinde belli bir süre zarfında bir ürünün, markanın, organizasyonun veya her hangi bir kavramın, terimin nasıl bir trend ile arandığını, en çok aranılan 10 ülkeyi, 10 şehri ve bu aramaların kullanıldığı browserların en çok kullanılan 10 dilinin ne olduğunu inceleyebiliyorsunuz.
Google aramaları, bir satın alma eğilimi, marka gücü, sadece iyi veya sadece kötü sonuçları gösteren bir parametre değildir tabi ki. Ancak Google Trends'te kesinlikle ciddiye alınması gereken, pazarlama konusunda yapılacak çalışmalarda faydalanılması zaruri bilgiler olduğunu düşünüyorum.
Örneğin bir mp3 player üreticisi olduğunuzu düşünelim. Google Trends'ten mp3 player aramalarının son 4 yıl içinde nasıl değiştitiğini, trendini, hangi ülkelerden daha fazla arandığını, hangi dillerdeki insanların genel olarak bu aramaları yaptığını görebilirsiniz. Bu sonuçlar marka bilinirliği açısından önemli ipuçlar verecek, sizin bu bilgileri
kullanarak daha doğru pazarlama stratejileri geliştirmenize imkan tanıyacaktır. Sadece uluslararası üreticiler için değil, yerel üreticiler için de oldukça önemli bir kaynak olarak Google Trends kullanılabilir. Türkiye'deki bir bilgisayar üreticisi örneğin ucuz bilgisayar kelimesinin hangi şehirlerden daha fazla arandığını görerek, pazarlama stratejisini bu bağlamda şekillendirebilir. Belki de bu kelimenin en fazla arandığı ilk 10 şehrin bir kısmında kendi bayisi bile olmayabilir. Bu ve benzeri sonuçlar Google Trends sayesinde şirkete önemli farklılıklar getirebilir.
Google Trends'te Google üzerinden aranılan kelimelerin 4 yıllık bu süre boyunca en fazla aranıldığı doruk noktalarında bu kavram ile ilgili ne gibi gelişmeler olduğu da yine sonuçlardan incelenebiliyor. Bu bilgi doğrultusunda hangi gelişmelerin Google'daki aramalara nasıl etkisi olduğunu net bir şekilde görebilir ve yorumlayabiliriz.
İki kavramın aranma trendini öğrenmek istiyorsanız, bu imkan da Google Trends tarafından sunulmuş. İki kavramı aralarında virgül olacak şekilde aradığınızda iki farklı renkte grafik üzerinde ürünlerin trendlerini inceleyebilir, ülke, şehir ve kullanılan dil bazında kavramları karşılaştırabilirsiniz.
Google Trends, internete ve arama motoruna hakettiği değeri veren pazarlamacılar için oldukça iyi bir hizmet. Trends, sadece Google'dan aldığı verileri sunuyor. Bize düşen ise bu verileri 'bilgi'ye dönüştürmek.
Google'da üst sıralarda görünmek, arama motoru optimizasyonu yaparak Google
Google, elindeki bu muazzam pazarlama gücünün oldukça önemli bir kısmını aslında bizimle paylaşıyor. Google Trends, Google üzerinde bir kelimenin belli bir zaman diliminde aranma trendini gösteren bir Google uygulaması. Google Trends sayesinde belli bir süre zarfında bir ürünün, markanın, organizasyonun veya her hangi bir kavramın, terimin nasıl bir trend ile arandığını, en çok aranılan 10 ülkeyi, 10 şehri ve bu aramaların kullanıldığı browserların en çok kullanılan 10 dilinin ne olduğunu inceleyebiliyorsunuz.
Google aramaları, bir satın alma eğilimi, marka gücü, sadece iyi veya sadece kötü sonuçları gösteren bir parametre değildir tabi ki. Ancak Google Trends'te kesinlikle ciddiye alınması gereken, pazarlama konusunda yapılacak çalışmalarda faydalanılması zaruri bilgiler olduğunu düşünüyorum.
Örneğin bir mp3 player üreticisi olduğunuzu düşünelim. Google Trends'ten mp3 player aramalarının son 4 yıl içinde nasıl değiştitiğini, trendini, hangi ülkelerden daha fazla arandığını, hangi dillerdeki insanların genel olarak bu aramaları yaptığını görebilirsiniz. Bu sonuçlar marka bilinirliği açısından önemli ipuçlar verecek, sizin bu bilgileri
Google Trends'te Google üzerinden aranılan kelimelerin 4 yıllık bu süre boyunca en fazla aranıldığı doruk noktalarında bu kavram ile ilgili ne gibi gelişmeler olduğu da yine sonuçlardan incelenebiliyor. Bu bilgi doğrultusunda hangi gelişmelerin Google'daki aramalara nasıl etkisi olduğunu net bir şekilde görebilir ve yorumlayabiliriz.
İki kavramın aranma trendini öğrenmek istiyorsanız, bu imkan da Google Trends tarafından sunulmuş. İki kavramı aralarında virgül olacak şekilde aradığınızda iki farklı renkte grafik üzerinde ürünlerin trendlerini inceleyebilir, ülke, şehir ve kullanılan dil bazında kavramları karşılaştırabilirsiniz.
Google Trends, internete ve arama motoruna hakettiği değeri veren pazarlamacılar için oldukça iyi bir hizmet. Trends, sadece Google'dan aldığı verileri sunuyor. Bize düşen ise bu verileri 'bilgi'ye dönüştürmek.
Etiketler
Google,
Google Trends
8 Temmuz 2008 Salı
Google'ın Türkiye ilgisi
Hatırlarsak vakti zamanında GoogleBizeLogoYapsana diyen Özgür Alaz, sonunda Google'a bir logo yaptırmayı başarmış, 23 Nisan'da Google anasayfasında küçük bir çocuk uçurtmayla oynarken resmedilip logoda kullanılmıştı.
Yapılan bu değişiklik hepimizin hoşuna gitmişti çünkü Google hepimiz için 10 yaşında rengarenk bir çocuktu ve bizden biriydi sanki. Türkiye'de Google'ın ne denli
sevildiğini ve kullanıldığını görmek için Alexa istatistiklerine bakmamız yeterli olacaktır. Google Türkiye (www.google.com.tr) Türkiye'deki en popüler 1. site iken, Google (www.google.com) 4. sırada yer alıyor. Aslında ikisinin de Google'ın ta kendisi olduğunu düşünürsek Türkiye'de küçük bir Google hegemonyası olduğunu söyleyebiliriz. Google'ın Türkiye'de popülerite açısından en büyük rakibi Windows Live olarak görünüyor. Ancak Windows Live'in trafik kaynağı Windows Live Messenger olduğu için Google'ın Türkiye'de rakibi yok bile diyebiliriz.
Evlerimizde, işyerlerimizde kullandığımız bilgisayarların büyük çoğunluğunun başlangıç sayfası Google olmuşken, artık interneti kullanan hemen herkes Google'ı da biliyorken, Google'ın bizim için yaptığı jestler hoşumuza gidiyor, bu da çok doğal.
Geçtiğimiz günlerde Kırkpınar güreşlerini logosuna yansıtan Google, bugün Nasreddin Hoca'yı logosuna yerleştirmiş. (Yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için belirtmeliyim; bu logolar sadece Türkiye'den erişilen www.google.com.tr adresinde görülüyor. Kısacası, tüm dünyada bu logolar görünmüyor.) Özellikle de Youtube olaylarından sonra (ki hala bu olaylar devam ediyor) Google ile Türkiye arasında yaşanan gerginlik, her ne kadar bu gerginliğin ana kaynağı Türkiye olsa da, bu tarz jestlerle biraz olsun azalıyor.
Google'ın Türkiye'ye özel ilk logosu;

Cumhuriyet Bayramı logosu;

Google'ın Türkiye'ye özel son logosu;
Yapılan bu değişiklik hepimizin hoşuna gitmişti çünkü Google hepimiz için 10 yaşında rengarenk bir çocuktu ve bizden biriydi sanki. Türkiye'de Google'ın ne denli
![]() |
| İngiltere için yapılmış Google Logosu |
Evlerimizde, işyerlerimizde kullandığımız bilgisayarların büyük çoğunluğunun başlangıç sayfası Google olmuşken, artık interneti kullanan hemen herkes Google'ı da biliyorken, Google'ın bizim için yaptığı jestler hoşumuza gidiyor, bu da çok doğal.
Geçtiğimiz günlerde Kırkpınar güreşlerini logosuna yansıtan Google, bugün Nasreddin Hoca'yı logosuna yerleştirmiş. (Yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için belirtmeliyim; bu logolar sadece Türkiye'den erişilen www.google.com.tr adresinde görülüyor. Kısacası, tüm dünyada bu logolar görünmüyor.) Özellikle de Youtube olaylarından sonra (ki hala bu olaylar devam ediyor) Google ile Türkiye arasında yaşanan gerginlik, her ne kadar bu gerginliğin ana kaynağı Türkiye olsa da, bu tarz jestlerle biraz olsun azalıyor.
Google'ın Türkiye'ye özel ilk logosu;

Cumhuriyet Bayramı logosu;

Google'ın Türkiye'ye özel son logosu;
17 Haziran 2008 Salı
Dünya'yı kim fethedecek? Google? Apple? Facebook?
Time dergisinde yayımlanan ilginç bir makale dikkatimi çekti. Makalede dünyanın en popüler teknoloji markalarının trendi değiştirme, dünyayı yönlendirme amacından bahsedilmiş tek tek bu firmalar incelenmiş.
Bu markalar içinde blogumda incelemediğim şirket Apple çünkü Apple bir hardware (donanım) üreticisi ve satıcısı. Benim ilgilendiğim alan daha web, daha internet ve internet üzerinden yapılan ticaret olduğu için Apple biraz arka planda kaldı. Bu noktada bir paragraf Apple'dan bahsetmek gerekir diye düşünüyorum.
Apple belki de dünyada "nasıl marka yaratılır, nasıl yönetilir" sorularına en iyi
cevap olabilecek şirkettir. Bir vaka çalışması olarak incelenmesi, araştırılması ve öğrenilmesi gerekir. Nedeni ise çok basit, Apple sıradan olmamayı başardı. Microsoft'un bilgisayarlarda büyük oranda domine ettiği Windows'a karşı tamamen kendi üretimi MAC operasyon sistemiyle iMac'ler sattı ve büyüdü. Sonra iPod dediğimiz mp3 player pazarını alt üst eden bir oyuncak yarattı, milyonlarca sattı. iPod'a kardeş bir ürün çıkardı, iPhone dedi ve yüzbinlerce sattı. iPhone ile artık dokunmatik ekrandan telefon tuşlar, müzik dinler ve internete girer hale geldik. Sonra iTouch çıktı, iPod'u bir basamak ileri taşıdı. Bu muazzam gelişim ve Apple'ın yaratıcılığının birer şaheseri olan ürünler sayesinde Apple, dünya teknoloji piyasasında son yıllarda fırtına gibi esiyor. İnterneti ise bir amaç değil, bir araç olarak görüyor. iTunes üzerinden sattığı mp3'ler ile iPod'ları müziğe doyurmak amacında.
Google ve Facebook üzerinde aslında çok fazla konuşmaya gerek yok sanırım. Yıllardır Google'ın başarılarından söz ettik. Arama motoru pazarındaki ezici üstünlüğü, hergün çıkardığı yeniliklerle hayatı daha da kolaylaştırması, fikrini gelir modeline başarıyla dönüştürmesi, ve tüm bunlara rağmen mütevazi duruşu Google'ı dünyanın en değerli markalarından biri yapmaya yetiyor. Facebook ise son
yılların hiç şüpheniz yükselen değeri; öyle ki Google'da çalışanlar bile Facebook'ta çalışmaya can atıyorlar. Sosyal ağ pazarının en önemli 2 oyuncusundan birisi olması (bir diğeri MySpace) zaten başarısının bir kanıtı niteliğinde.
Bu üç şirkete yön veren Steve Jobs, Eric Schmidt ve Mark Zuckerberg'in ortak yanları, dünyayı bir şekilde değiştirmek, yönlendirmek istemeleri. Steve Jobs yaratacağı yeni teknolojik oyuncaklarla, Eric Schmidt Google'ı daha da büyütüp dünyayı küçülterek, Mark Zuckerberg ise Facebook'taki 100 milyonu aşkın üyesinden aldığı güçle dünyayı değiştirmeye çalışıyor. Önümüzdeki yıllar hangisinin daha baskın geleceğini gösterecek, biz de ilgiyle takip edeceğiz.
Bu markalar içinde blogumda incelemediğim şirket Apple çünkü Apple bir hardware (donanım) üreticisi ve satıcısı. Benim ilgilendiğim alan daha web, daha internet ve internet üzerinden yapılan ticaret olduğu için Apple biraz arka planda kaldı. Bu noktada bir paragraf Apple'dan bahsetmek gerekir diye düşünüyorum.
Apple belki de dünyada "nasıl marka yaratılır, nasıl yönetilir" sorularına en iyi
cevap olabilecek şirkettir. Bir vaka çalışması olarak incelenmesi, araştırılması ve öğrenilmesi gerekir. Nedeni ise çok basit, Apple sıradan olmamayı başardı. Microsoft'un bilgisayarlarda büyük oranda domine ettiği Windows'a karşı tamamen kendi üretimi MAC operasyon sistemiyle iMac'ler sattı ve büyüdü. Sonra iPod dediğimiz mp3 player pazarını alt üst eden bir oyuncak yarattı, milyonlarca sattı. iPod'a kardeş bir ürün çıkardı, iPhone dedi ve yüzbinlerce sattı. iPhone ile artık dokunmatik ekrandan telefon tuşlar, müzik dinler ve internete girer hale geldik. Sonra iTouch çıktı, iPod'u bir basamak ileri taşıdı. Bu muazzam gelişim ve Apple'ın yaratıcılığının birer şaheseri olan ürünler sayesinde Apple, dünya teknoloji piyasasında son yıllarda fırtına gibi esiyor. İnterneti ise bir amaç değil, bir araç olarak görüyor. iTunes üzerinden sattığı mp3'ler ile iPod'ları müziğe doyurmak amacında.
Google ve Facebook üzerinde aslında çok fazla konuşmaya gerek yok sanırım. Yıllardır Google'ın başarılarından söz ettik. Arama motoru pazarındaki ezici üstünlüğü, hergün çıkardığı yeniliklerle hayatı daha da kolaylaştırması, fikrini gelir modeline başarıyla dönüştürmesi, ve tüm bunlara rağmen mütevazi duruşu Google'ı dünyanın en değerli markalarından biri yapmaya yetiyor. Facebook ise son
yılların hiç şüpheniz yükselen değeri; öyle ki Google'da çalışanlar bile Facebook'ta çalışmaya can atıyorlar. Sosyal ağ pazarının en önemli 2 oyuncusundan birisi olması (bir diğeri MySpace) zaten başarısının bir kanıtı niteliğinde. Bu üç şirkete yön veren Steve Jobs, Eric Schmidt ve Mark Zuckerberg'in ortak yanları, dünyayı bir şekilde değiştirmek, yönlendirmek istemeleri. Steve Jobs yaratacağı yeni teknolojik oyuncaklarla, Eric Schmidt Google'ı daha da büyütüp dünyayı küçülterek, Mark Zuckerberg ise Facebook'taki 100 milyonu aşkın üyesinden aldığı güçle dünyayı değiştirmeye çalışıyor. Önümüzdeki yıllar hangisinin daha baskın geleceğini gösterecek, biz de ilgiyle takip edeceğiz.
28 Mayıs 2008 Çarşamba
Live.com üzerinden arama yapın, paranız cebinizde kalsın!
Başlık 'slogan' gibi dursa da, Microsoft'un geçtiğimiz günlerde açıkladığı kampanya'nın özeti aslında.
Microsoft, iş dünyasını yoğun olarak meşgul eden Yahoo teklifinden sonra Google'ı alt edebilmek için kolları sıvadı.
Başlatılan kampanya doğrultusunda, Live.com üzerinden belli bir ürün aratılıp, ürün satın alındığında Microsoft belli bir yüzdeyi size nakit olarak ödüyor. Mesela, Live.com
üzerinden LCD arattınız ve ürünü örneğin Amazon.com üzerinden satın aldınız. Microsoft bu ürünün fiyatının belli bir oranını size nakit olarak ödüyor. Bu ödemeyi kullanıcılar doğrudan çek veya PayPal üzerinden alabiliyorlar. Anlaşmalı siteler arasında ise eBay, Sears ve Barnes & Noble gibi online perakendecilik pazarının devleri yer alıyor. 700 ün üzerinde site, 10 milyon civarında ürün ile kampanya başlatıldı.
Tabi amaç çok açık; kişilerin arama alışkanlıklarını Live.com'a kaydırmak. Aslında nakit ödeyerek bu konuda çok net bir tutum sergileyen Microsoft'un, fiyat değişiminden çabuk etkilenen müşteri kitlesini etkileyeceğini düşünüyorum.
Ancak yine de yolunda gitmeyen bazı şeyler var. Bill Gates kampanya ile ilgili yaptığı açıklamada "En iyi arama sonuçlarını göstermek istiyoruz, bu kampanya kullanıcıların belli bir arama türü yapmalarını ve karşılığını almalarını sağlayacak" diyor. Bu noktada, geri ödenecek nakitin en iyi arama sonuçlarını vereceği varsayımı ortaya çıkıyor ki, oldukça mantıksız.
Microsoft'un bu tarz kampanyalardan önce Google ile gerçekten kalite anlamında baş edebilecek bir Live.com yaratması gerekiyor.
Algoritma ve diğer tüm özellikleri açısından Live.com, Google'ın çok gerisinde. Bu bağlamda, Microsoft'un Live.com üzerinde daha fazla çalışması ve kullanıcıları arama sonucu açısından tatmin etmesi gerekiyor ki, yapılacak kampanyalar sürdürülebilir olsun.Standard&Poors un analisti Scott Kessler şöyle diyor; "Kullanıcılar bu sistemle nasıl oynayacak? Belki de Google'da veya Yahoo'da ürünü arayacak, bulacak; ve belli bir kısmını geri almak için MSN üzerinden satın alacak.". Açıkçası, katılmamak elde değil. Kampanyanın sonuçları Live.com üzerinde nasıl bir etki yaratacak bekleyip göreceğiz, ancak daha temel çözümler üretilmesi Microsoft'un Google karşısındaki rekabeti açısından oldukça önemli diye düşünüyorum.
Kaynak;
Microsoft turns to cash to beat back Google
Microsoft, iş dünyasını yoğun olarak meşgul eden Yahoo teklifinden sonra Google'ı alt edebilmek için kolları sıvadı.
Başlatılan kampanya doğrultusunda, Live.com üzerinden belli bir ürün aratılıp, ürün satın alındığında Microsoft belli bir yüzdeyi size nakit olarak ödüyor. Mesela, Live.com
üzerinden LCD arattınız ve ürünü örneğin Amazon.com üzerinden satın aldınız. Microsoft bu ürünün fiyatının belli bir oranını size nakit olarak ödüyor. Bu ödemeyi kullanıcılar doğrudan çek veya PayPal üzerinden alabiliyorlar. Anlaşmalı siteler arasında ise eBay, Sears ve Barnes & Noble gibi online perakendecilik pazarının devleri yer alıyor. 700 ün üzerinde site, 10 milyon civarında ürün ile kampanya başlatıldı. Tabi amaç çok açık; kişilerin arama alışkanlıklarını Live.com'a kaydırmak. Aslında nakit ödeyerek bu konuda çok net bir tutum sergileyen Microsoft'un, fiyat değişiminden çabuk etkilenen müşteri kitlesini etkileyeceğini düşünüyorum.
Ancak yine de yolunda gitmeyen bazı şeyler var. Bill Gates kampanya ile ilgili yaptığı açıklamada "En iyi arama sonuçlarını göstermek istiyoruz, bu kampanya kullanıcıların belli bir arama türü yapmalarını ve karşılığını almalarını sağlayacak" diyor. Bu noktada, geri ödenecek nakitin en iyi arama sonuçlarını vereceği varsayımı ortaya çıkıyor ki, oldukça mantıksız.
Microsoft'un bu tarz kampanyalardan önce Google ile gerçekten kalite anlamında baş edebilecek bir Live.com yaratması gerekiyor.
Kaynak;
Microsoft turns to cash to beat back Google
5 Mayıs 2008 Pazartesi
Fazla naz aşık usandırdı
Microsoft, Yahoo için yaptığı meşhur 45 milyar dolarlık teklifini geri çekti. Teklifi verdiği dönemde 1-2 hafta süre tanıyan Microsoft, şansını sonuna kadar zorladı diyebiliriz aslında. Gidip gelen yazışmalar, tehditler, diğer şirketlerle yapılan flörtler, bu dönem içinde Yahoo'nun beklenenden daha yüksek gelir rakamı açıklaması vs. Hiçbirşey ne Microsoft'un teklifini ne de Yahoo'nun bu teklife olan tutumunu değiştiremedi. Yahoo, teklifin verildiği ilk günden beri rakamın düşük olduğu yönünde diretti, Microsoft ise bu tekliften daha iyisini kimsenin veremeyeceğini belirterek tabir-i caizse "Yahoo 50 milyar dolarlık bir siteyse bile, bunu verecek kimse olmadığı için benim teklifime mahkumsun" demeye getirdi. Aslında ben hala teklifin gayet makul olduğunu düşünüyorum. Yazılarımda Yahoo'nun özellikle internetteki varlığı ve gelir modeli düşünüldüğünde geleceğinin bulanık olduğunu ifade etmiştim. Düşüncelerimde az da olsa haklı çıkarsam Yahoo Microsoft'un bu teklifine olan tutumu konusunda pişman olacaktır.
İnternet dünyası, aslında markalaşma ve markayı sağlamlaştırmak için oldukça elverişli bir mecra. Düşünüldüğünde Microsoft'un bu kadar parayı Yahoo'ya ödemesinden ziyade, Live.com'u "canlandırıp" bir Yahoo yapmayı deneyebilir veya yepyeni bir markayı devleştirebilir. Microsoft elindeki ürünü markalaştırabilecek, kabul ettirebilecek o kadar araca sahipken (Windows, Office, MSN messenger, .Net vs.) Yahoo'nun bu tutumunu kendisine gelmesi açısından bir fırsat olarak görmelidir. Yahoo neden Yahoo'dur? Neden Google bu kadar sevilmektedir? düşünmelidir ve ona göre hareket etmelidir.
İlgili yazılar;
Microsoft Yahoo için 45 milyar dolar ödemeye hazır...
Yahoo, Microsoft'un teklifini red etti!
Yahoo'ya düşünmesi için 3 hafta
Yahoo ve diğerleri
Tepede rüzgar sert esiyor
İnternet dünyası, aslında markalaşma ve markayı sağlamlaştırmak için oldukça elverişli bir mecra. Düşünüldüğünde Microsoft'un bu kadar parayı Yahoo'ya ödemesinden ziyade, Live.com'u "canlandırıp" bir Yahoo yapmayı deneyebilir veya yepyeni bir markayı devleştirebilir. Microsoft elindeki ürünü markalaştırabilecek, kabul ettirebilecek o kadar araca sahipken (Windows, Office, MSN messenger, .Net vs.) Yahoo'nun bu tutumunu kendisine gelmesi açısından bir fırsat olarak görmelidir. Yahoo neden Yahoo'dur? Neden Google bu kadar sevilmektedir? düşünmelidir ve ona göre hareket etmelidir.
İlgili yazılar;
Microsoft Yahoo için 45 milyar dolar ödemeye hazır...
Yahoo, Microsoft'un teklifini red etti!
Yahoo'ya düşünmesi için 3 hafta
Yahoo ve diğerleri
Tepede rüzgar sert esiyor
21 Nisan 2008 Pazartesi
Fortune 500'deki internet şirketleri
Fortune her yıl yaptığı Fortune 500 araştırmasının 2008 yılı sonuçlarını açıkladı. Wal-Mart (hipermarketler zinciri) 378,799 milyar dolarlık cirosuyla birinci olurken, 372,824 milyar dolarlık cirosuyla Exxon Mobil (petrol - akaryakıt) ikinci, 210,783 milyar dolarlık cirosuyla Chevron (akaryakıt - enerji) üçüncü oldu. Tabi bu araştırmanın bizi ilgilendiren kısmı bilişim şirketleri, parametreyi daha da daraltırsak bizi daha çok ilgilendiren internet şirketleri.
Türkiye'de internet şirketi kavramına henüz alışamamış olsak da, bu şirketler sektör olarak internet hizmetleri ve perakende sektöründe anılıyor. Bu sektörün devlerinin sıralaması ise Fortune 500'de şu şekilde gerçekleşmiş;
Liderliği uzun süredir olduğu gibi yine Google almış. Google'ın %25 olan kârlılık oranı sektörel ortalamanın çok çok üstünde. Amazon.com, Google'dan sonra ikinciliği almış ancak eBay ile birlikte en düşük kârlılık oranlarına sahip. Amazon.com'un kârlılık oranı %3 civarında iken, eBay'de bu oran %4,5 civarlarında (Mert Canlı Blog | Online alışveriş mi açık arttırma mı?). Liberty Media, adına çok fazla aşina olmadığımız bir şirket ancak sahip olduğu web siteleriyle ciddi bir gelir rakamına ulaşmış görünüyor. Daha da önemlisi gelirinin önemli oranını kâra dönüştürebilmiş (kârlılık oranı %22 civarında). 5. likte ise Yahoo'yu görüyoruz.
Yıllık gelir bize şirketin yapısı ve büyüklüğü açısından faydalı bilgiler veriyor ancak bu gelirlerin kâra dönüştürülmesi daha önemli. Düşünüldüğünde yukarıdaki şirketler tarafından en azından orta vadede kâra dönüşecek yatırımların yapılmış olması da muhtemel (bu da şu anki masrafları arttırıp, kârlılığı düşürüyor doğal olarak). Google, hem ciro hem kârlılık bakımından en güçlü internet şirketi olarak öne çıkıyor. Liberty Media adını ise ileride sıkça duyabiliriz. Amazon.com, bir e-perakende sitesi olarak masraflarını kısma imkanı çok fazla yok aslına bakarsanız (alınan malın maliyeti üzerinde Amazon.com'un kısıtlı kontrolü), ancak operasyonel anlamda verimlilik sağlanırsa kârlılık kesinlikle pozitif yönde etkilenecektir. eBay'in ise açık arttırma sitesi olarak operasyona yoğun olarak masraf yaptığını söyleyebiliriz. Bu masrafın kısılması nispeten Amazon.com'a göre daha zor gibi görünüyor. Bu nedenle, eBay gelir modelini biraz daha geliştirebilirse, hali hazırda katlandığı operasyonel maliyeti karşılayacak ek gelirler yaratabilirse üst sıralarda kendine yer bulacaktır. Yahoo ise son günlerde sektörün devlerinin kıskacında ve rakamlar incelendiğinde gördüğü ilginin hakkını fazlasıyla veriyor.
2008 yılı Fortune 500; Internet Services and Retailing
Türkiye'de internet şirketi kavramına henüz alışamamış olsak da, bu şirketler sektör olarak internet hizmetleri ve perakende sektöründe anılıyor. Bu sektörün devlerinin sıralaması ise Fortune 500'de şu şekilde gerçekleşmiş;
| Sıralama | Şirket | 2007 yılı Gelir | 2007 yılı Kâr |
| 1 | 16,594 milyar $ | 4,203 milyar $ | |
| 2 | Amazon.com | 14,835 milyar $ | 476 milyon $ |
| 3 | Liberty Media | 9,482 milyar $ | 2,114 milyar $ |
| 4 | eBay | 7,672 milyar $ | 348,3 milyon $ |
| 5 | Yahoo | 6,969 milyar $ | 660 milyon $ |
Liderliği uzun süredir olduğu gibi yine Google almış. Google'ın %25 olan kârlılık oranı sektörel ortalamanın çok çok üstünde. Amazon.com, Google'dan sonra ikinciliği almış ancak eBay ile birlikte en düşük kârlılık oranlarına sahip. Amazon.com'un kârlılık oranı %3 civarında iken, eBay'de bu oran %4,5 civarlarında (Mert Canlı Blog | Online alışveriş mi açık arttırma mı?). Liberty Media, adına çok fazla aşina olmadığımız bir şirket ancak sahip olduğu web siteleriyle ciddi bir gelir rakamına ulaşmış görünüyor. Daha da önemlisi gelirinin önemli oranını kâra dönüştürebilmiş (kârlılık oranı %22 civarında). 5. likte ise Yahoo'yu görüyoruz.
Yıllık gelir bize şirketin yapısı ve büyüklüğü açısından faydalı bilgiler veriyor ancak bu gelirlerin kâra dönüştürülmesi daha önemli. Düşünüldüğünde yukarıdaki şirketler tarafından en azından orta vadede kâra dönüşecek yatırımların yapılmış olması da muhtemel (bu da şu anki masrafları arttırıp, kârlılığı düşürüyor doğal olarak). Google, hem ciro hem kârlılık bakımından en güçlü internet şirketi olarak öne çıkıyor. Liberty Media adını ise ileride sıkça duyabiliriz. Amazon.com, bir e-perakende sitesi olarak masraflarını kısma imkanı çok fazla yok aslına bakarsanız (alınan malın maliyeti üzerinde Amazon.com'un kısıtlı kontrolü), ancak operasyonel anlamda verimlilik sağlanırsa kârlılık kesinlikle pozitif yönde etkilenecektir. eBay'in ise açık arttırma sitesi olarak operasyona yoğun olarak masraf yaptığını söyleyebiliriz. Bu masrafın kısılması nispeten Amazon.com'a göre daha zor gibi görünüyor. Bu nedenle, eBay gelir modelini biraz daha geliştirebilirse, hali hazırda katlandığı operasyonel maliyeti karşılayacak ek gelirler yaratabilirse üst sıralarda kendine yer bulacaktır. Yahoo ise son günlerde sektörün devlerinin kıskacında ve rakamlar incelendiğinde gördüğü ilginin hakkını fazlasıyla veriyor.
2008 yılı Fortune 500; Internet Services and Retailing
Etiketler
Amazon.com,
eBay,
Google,
yahoo
11 Nisan 2008 Cuma
Tepede rüzgar sert esiyor
Yahoo'nun Microsoft'un teklifini red etmesinden sonra her gün yeni bir gelişme, yeni bir iddia ortaya çıkıyor. Dün ekonomi haberlerinin başlıklarında yine Yahoo vardı. Yahoo, bu sefer AOL ve Google ile yaptığı görüşmelerle gündeme oturdu. Google ile 2 haftalık deneme reklam ortaklığı projesini yürütmeyi planlayan Yahoo için AOL ile yapılan görüşmeler şimdilik daha dikkat çekici. AOL da Yahoo gibi bir internet portalı olarak hizmet veriyor ve bir Time Warner şirketi. Microsoft ise bu gelişmeler karşısında sessiz kalmadı ve NewsCorp ile MySpace için görüşmelere başladı. Görünen o ki, web dünyasının büyümesi ve yeni fırsatlar yaratması, devlerin de iştahını kabartıyor. Henüz internette etkin olarak rol alamamış olan Microsoft'un, Facebook'la başlayan ve verdiği tekliflerle devam eden girişimleri bu gelişmelere açık bir örnek olarak gösterilebillir.
25 Mart 2008 Salı
Google' ın son yenilikleri
Google, adından sık sık söz ettiren internet dünyasının en büyük devlerinden biri (aslında en büyük devi desek yanlış olmaz). Son aylarda piyasalarda Google'ın hisse senetleri üzerinde oluşan baskı ve gözlenen düşüşler akıllarda soru işareti bıraktı. Acaba Google, güç mü kaybediyor?
Bu sorunun cevabı aslında, tek yönlü olarak "Evet" veya "Hayır" değil kanımca. Çünkü bazı yönlerden eleştirilebilir, ki bu noktalar güç kaybına yol açabilir; bazı yönlerden ise takdir edilebilir.
Son günlerde dikkatimi çeken ve okuduğum yazılarda gördüğüm bazı noktaları sizinle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle Adsense konusunda ciddi mesafe kat edildiğini söyleyebilirim. Adsense'lerde artık video ve resim içeriği de kullanılabiliyor. Buradan, tüm bu formatlara ve detaylarına ulaşabilirsiniz.
Ayrıca artık zaman zaman Adsense'lerde navigasyon butonu görebiliyoruz. Aşağı ve yukarı tuşlarına basarak farklı reklam içerikleri görüntülenebiliyor.
Bu ve bunun gibi yenilikler Adsense gibi nispeten Adwords'e göre güçsüz bir aracı daha etkili hale getiriyor.
Ancak bir noktaya Google'ın daha çok dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum; içeriğe ilintili Adsense gösterme. Bu sorun, bazen ciddi anlamda göze çarpıyor. Mesela sitenin içeriğinde herhangi bir şekilde çiçekten, botanikten bahsedilmiyorken, çiçekçi reklamı çıkabiliyor. Böyle olunca Adsense tıklama oranları düşüyor, etkinliği azalıyor.
Google ile ilgili bir diğer gelişme ise arama sonuçlarından arama yapabilme özelliği. Bu özellik sanırım henüz Türkiye'de kullanılmaya başlanmadı. Böylelikle, örneğin Google'da mp3 çalar arattığımızda çıkan sonuçlarda HepsiBurada için de bir arama kutusu çıkabilecek.
Tüm bu yeniliklerin dışında Google'ın aslında kaliteyi koruması adına en çok odaklanması gereken noktanın spam siteleri içeriğinden çıkarması olduğunu düşünüyorum. Özellikle bazı kelimelerde çıkan sayfalarca boş site Google'ın bu konuda yeri geldiğinde ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor. Boş sitelerden kastım, içeriğinde aratılan kelime (veya kriter) ile ilgili birşey olmayan, sadece SEO yapılarak üst sıralara çıkarılmış siteler. Bazen bu kuru kalabalıkla uğraşmak gerçekten can sıkıcı olabiliyor. Bu konuyla ilgili aklıma gelen şimdilik en mantıklı çözüm, "şikayet et" butonu konması. Ancak mevzu bahis durumun milyonlarca siteden oluştuğu düşünülürse durumun operasyonel açıdan oldukça külfetli olacağı aşikâr. Geriye sadece Google mühendislerine güvenmek kalıyor.
Bu değişimler tabi ki radikal değişiklikler değil. Küçük ama faydalı bu değişimlerin sonuçları belki hisse senetlerine doğrudan yansımayabilir. Ancak gerçek şu ki, Google hergün daha iyi olmaya çalışıyor.
Konuyla ilgili;
Techcrunch | Google Offers Secondary Search Boxes
Bu sorunun cevabı aslında, tek yönlü olarak "Evet" veya "Hayır" değil kanımca. Çünkü bazı yönlerden eleştirilebilir, ki bu noktalar güç kaybına yol açabilir; bazı yönlerden ise takdir edilebilir.
Son günlerde dikkatimi çeken ve okuduğum yazılarda gördüğüm bazı noktaları sizinle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle Adsense konusunda ciddi mesafe kat edildiğini söyleyebilirim. Adsense'lerde artık video ve resim içeriği de kullanılabiliyor. Buradan, tüm bu formatlara ve detaylarına ulaşabilirsiniz.
Ayrıca artık zaman zaman Adsense'lerde navigasyon butonu görebiliyoruz. Aşağı ve yukarı tuşlarına basarak farklı reklam içerikleri görüntülenebiliyor.
Ancak bir noktaya Google'ın daha çok dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum; içeriğe ilintili Adsense gösterme. Bu sorun, bazen ciddi anlamda göze çarpıyor. Mesela sitenin içeriğinde herhangi bir şekilde çiçekten, botanikten bahsedilmiyorken, çiçekçi reklamı çıkabiliyor. Böyle olunca Adsense tıklama oranları düşüyor, etkinliği azalıyor.
Google ile ilgili bir diğer gelişme ise arama sonuçlarından arama yapabilme özelliği. Bu özellik sanırım henüz Türkiye'de kullanılmaya başlanmadı. Böylelikle, örneğin Google'da mp3 çalar arattığımızda çıkan sonuçlarda HepsiBurada için de bir arama kutusu çıkabilecek.

Tüm bu yeniliklerin dışında Google'ın aslında kaliteyi koruması adına en çok odaklanması gereken noktanın spam siteleri içeriğinden çıkarması olduğunu düşünüyorum. Özellikle bazı kelimelerde çıkan sayfalarca boş site Google'ın bu konuda yeri geldiğinde ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor. Boş sitelerden kastım, içeriğinde aratılan kelime (veya kriter) ile ilgili birşey olmayan, sadece SEO yapılarak üst sıralara çıkarılmış siteler. Bazen bu kuru kalabalıkla uğraşmak gerçekten can sıkıcı olabiliyor. Bu konuyla ilgili aklıma gelen şimdilik en mantıklı çözüm, "şikayet et" butonu konması. Ancak mevzu bahis durumun milyonlarca siteden oluştuğu düşünülürse durumun operasyonel açıdan oldukça külfetli olacağı aşikâr. Geriye sadece Google mühendislerine güvenmek kalıyor.
Bu değişimler tabi ki radikal değişiklikler değil. Küçük ama faydalı bu değişimlerin sonuçları belki hisse senetlerine doğrudan yansımayabilir. Ancak gerçek şu ki, Google hergün daha iyi olmaya çalışıyor.
Konuyla ilgili;
Techcrunch | Google Offers Secondary Search Boxes
Etiketler
Google,
google adsense
13 Mart 2008 Perşembe
İnternet dünyasından son haberler
Bebo, AOL tarafından 850 milyon dolara satın alındı: Uzun süredir devlerin ilgi gösterdiği sosyal ağ sitelerinden birisi olan Bebo, , American Online (AOL) 'a 850 milyon dolara satıldı. Bebo, İngiltere'nin Facebook'tan sonra ikinci en büyük sosyal ağ sitesi ve Alexa verilerine göre site dünyanın en popüler siteleri arasında 116. sırada bulunuyor.
Hulu.com yayında: Online televizyon olarak hizmet vermesi planlanan Hulu.com yayında. Youtube'dan farkı, telif hakları alınmış dizi, film, spor müsabakaları görüntülerini yayınlıyor olması. Web 2.0'ı verimli olarak adapte edebilmiş bir site olarak göze çarpıyor. Ancak Hulu.com, müşteri tarafından yaratılan içerik (customer
created content) değil, bir içerik sitesi. Sitede Simpsons, Family Guy, Prison Break gibi dizilerin en yeni bölümleri, NBA'den görüntüler bulunuyor. Ayrıca Ice Age, Me Myself & Irene gibi filmler de izlenebiliyor. Şimdilik bizim için kötü yanı, ABD dışındaki kullanıcıların içerik izleyememesi. Sitenin yaptığı açıklamada amaçlarının kısa zamanda dünya geneline yayın yapmak olduğu belirtiliyor ancak bu durum telif hakları konusunda ciddi sıkıntı yaratabilir.Facebook, Google'dan yönetici transfer etti: Facebook, Google'un Global online satış ve operasyonlardan sorumlu genel müdür yardımcısı Sheryl Sandberg'i operasyon departmanının başına geçirdi. Sandberg, Google Adsense ve Adwords'ün geliştirilmesinde önemli rol oynadı. Facebook'un, özellikle reklam alanında yaptığı reformlardan istediği verimi alamadığı düşünülürse, bu kilit pozisyonu yeterince deneyimli bir isimle doldurduğunu söyleyebiliriz.
Kaynaklar;
We've officially acquired DoubleClick
AOL Buys Bebo For $850 Million
Hulu goes live
Google VP Sheryl Sandberg Crowned Facebook COO
Ek bilgiler için başvurulan kaynaklar;
Wikipedia.org
Alexa
Etiketler
facebook,
Google,
internette reklam,
Web 2.0
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
