E-Pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
E-Pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2008 Perşembe

Veritabanı ve Pazarlama

Dinamik web sitelerini anlattığım yazımda veritabanlarına kısaca değinmiştim. Dinamik web siteleri, veritabanları ile çalışır ve verileri bu veritabanlarına kaydederler. Kullanıcı ile veritabanı arasındaki karşılıklı iletişimi sağlamak için server (sunucu) ve web sitesi aracı olur. Böylelikle, bilgiler veritabanlarına kaydedilir, bu bilgiler analiz edilir (en azından edilmelidir) ve buna göre genel durum ile ilgili bir yargıya varılır, durumu daha da iyi yapmak için çalışmalar düzenlenir, olası problemlere karşı önlem alınır.
Son cümleden neyi kastettiğimi birazdan daha net açıklayacağım. Şimdi kısaca veritabanı nedir, ondan söz edelim. Veritabanı, çevrimiçi (online) veya çevrimdışı(offline - örneğin masaüstü uygulamaları) mecrada, verilerin depolandığı, düzenlendiği, değiştirildiği dosyalardır. En yaygın olarak kullanılan veritabanları, MySql, Ms Access, SQL Server ve Oracle'dır. Ms Access, genellikle daha küçük çaptaki projeler için kullanılırken; profesyonel kullanım amacında olan şirketlerin tercihi büyük oranda Oracle'dır (Son zamanlarda SQL Server'ın da bazı büyük şirketler tarafından tercih edildiğini duymuştum). Veritabanları, tablolardan oluşur. Bu tabloların her birinde değişik bilgiler saklanır. Her tabloda, sütunlar ve satırlar vardır, tıpkı Excel'deki gibi. Sütunlar verinin tipini, satırlar her bir kaydı (record) temsil eder. Örneğin, Üyeler adlı tablomuz olduğunu varsayalım. Bu tablonun içindeki sütunlar, Üye Adı, Üye Soyadı, Üye Kullanıcı Adı, Üye Şifresi, Üye Doğum Tarihi, Üye Oturduğu Şehir olarak düzenlenebilir. Böylelikle her bir üye için bu bilgileri tek bir satırda veritabanına kaydedebiliyoruz. Başka bir tabloda ise, satış verileri olduğunu düşünelim ve bu tablonun adı da Satışlar olsun. Satışlar tablusunun ise, Satılan Ürün, Satılan Ürün adeti, Satış Tarihi, Üye Adı sütunlarından olduğunu düşünelim. Böylelikle bir tabloda üyelerimizi, diğer tabloda satışlarımızı saklamış olduk. Genel olarak ticari bir veritabanının en önemli iki bileşeni bu iki tablodur. Sonrasında ise, çok daha fazla geliştirilerek, tüm veriler, tüm aktiviteler ve işlemler için tablolar tasarlanır ve veriler yönetilir.
Veritabanı diyince akla gelen en önemli ikinci konu, sorgulamadır. Sorgulama, veritabanı ile ilgili yaptığımız tüm işlemler anlamına gelmektedir. Bu işlemler, verileri gösterme, verileri düzenleme, yeni veri ekleme ve veri silme olarak tanımlanabilir. Sorgulama işlemleri tüm veritabanları için standart olan SQL dili ile yapılır. Örneğin, Üyeler tablosundaki tüm verileri görüntülemek için Select * from Üyeler demeniz yeterli olacaktır. Görüntülemek için Select fonksiyonu kullanırken, yeni veri eklemek için Insert, mevcut veriyi düzenlemek için Update, mevcut veriyi silmek için Delete kullanılmaktadır (buradan detaylı olarak teknik bilgi alabilirsiniz)
Bahsetmek istediğim üçüncü nokta ise, tablolar arasında iletişim kurmaktır. Örneğin hangi üyenin hangi ürünü aldığını hali hazırdaki veritabanı düzenlemesinde görüntüleyemiyorum. Bu görüntülemeyi yapabilmem için Üyeler ve Satışlar tablosunu iki tabloda da bulunan Üye Adı sütunu vasıtasıyla bağlamam gerekiyor. Böylelikle hem iki tablodaki belli bir verinin ilişkili olduğunu veritabanına tanımlayarak, veriyi standardize ediyoruz (verinin giriş ve düzenlenme aşamasında işe yarıyor), hem de olan veriler üzerinden görüntüleme yapmak istediğimizde oldukça işimiz oldukça kolay oluyor.
Aşağıda, MS Access ile hazırlanmış küçük bir veritabanını, barındırdığı tabloları ve tablolar arasındaki ilişkiyi inceleyebilirsiniz.(Aşağıdaki veritabanında Üye Adı'nı değil, daha yaygın olarak kullanılan ID'leri kullanarak tabloları bağladım. ID, her bir kaydın o kayda özel olarak atanan numarasıdır.)Gelelim, bu konunun E-Ticaret ve E-Pazarlama ile ilgisine. Öncelikle, veritabanın birçok açıdan bir web sitesi için önemli olduğunu belirtmeliyim. Örneğin, bir veritabanı olması gerektiği gibi tasarlanmaz ise, web sitesinin veritabanından bilgileri çekerek sitede yayınlama süresi uzayabilir, bu da kaderinizi tüketicinin sabrına bırakmanız anlamına gelir. Hız ve performans konusu (özellikle de 100 binlerce, milyonlarca veriden bahsediyorsak) bir E-Ticaret sitesi için hayati önem taşımaktadır. Bir diğer nokta, veritabanı aracılığı ile durumunuzu çok net bir şekilde analiz edebilirsiniz. Hangi günler, hangi haftalar, hangi aylar satışlarınız nasıl değişmiş, adet ve gelir anlamındaki değişimler ne şekilde olmuş, hangi müşteriler daha fazla alışveriş yapmış, hangileri hiç ürün satın almamış gibi birçok bilgiyi anlık olarak veritabanından çekeceğiniz veriler ile edinebilirsiniz. Bir kademe üstünde, bu bilgileri kullanarak çeşitli promosyonlar veya reklam kampanyaları yapabilirsiniz. Örneğin, yeni müşteri kazanmak adına, son 3 ayda hiç alışveriş yapmamış müşterilerinize %5'lik indirim kuponu verebilir ve bu promosyonu e-mail ile müşterinize ulaştırabilirsiniz. Bir diğer örnek, en fazla tercih edilen ürünlerinizi belli bir sıraya göre anasayfanızda gösterebilirsiniz, ya da en fazla şikayet gelen ürünlerinizi incelemeye alabilirsiniz. Tüm bu bilgilerin hepsi, veritabanının size verdiği sonuçlar üzerinden elde edilmektedir.
Veritabanı, aslında tüm şirketler için hayati önem taşımaktadır. Ancak bir E-Ticaret sitesi sanal dünyadaki tüm işlemleri kaydını veritabanı sayesinde tuttuğu ve bu şekilde operasyonunu yönetebildiği için, E-Ticaret sitesi için veritabanı biraz daha önemlidir. Bu önemin farkına varıp, veritabanının bu anlamda düzenlenmesi, inşa edilmesi ve yönetilmesi, büyük önem taşımaktadır.

25 Eylül 2008 Perşembe

Markaya özel web sitesi ile E-Pazarlama

İnternetin faydaları, diğer mecralardan farkı anlatılırken bir konu üzerinde özellikle durulur. Bu konu, internetin interaktif bir ortam olmasıdır. İnteraktifin sözlükteki karşılığı "etkileşimli"dir. Ancak bizim için bu ifadenin daha doğru hali belki de "karşılıklı etkileşim"dir. İnternetin interaktif tarafı ise yayıncı ile
okuyucu arasındaki iletişimi vurgulamaktadır. Böylelikle, yayıncı ile okuyucu birbirlerini daha iyi anlar ve yayıncı, okuyucusu için daha verimli, faydalı içerik sunabilir.
Bu noktada pazarlamacıların internetin bu yönünü nasıl kullandıklarına değinelim isterseniz. Önceki yazılarımda, online oyun, Google Adwords, Search Engine Optimization (Arama Motoru Pazarlama), E-branding gibi konulardan bahsederek pazarlamacıların internetin diğer hangi yönlerini kullandıklarını anlatmaya çalışmıştım. Bu yazının konusu ise internette, bir markanın tekil olarak web sitesi üzerinden pazarlanmasıdır.
Birçok şirket, markasına özel web sitesi yaparak, doğrudan o markanın potansiyel müşterisine ulaşmak istemektedir. Burada şirket ile marka arasındaki farkı ve bağlantıyı iyi bilmek gerekiyor. Çok açık örnekler olarak Unilever ve P&G'yi verebiliriz. Unilever ve P&G onlarca markasıyla FMCG (Fast Moving Consumer Goods) alanında boy gösteriyor. Algida, Lipton birer Unilever markasıyken; Gilette, Duracell, Pringles P&G'nin geniş marka yelpazesinin birer üyesidir. Burada şirket Unilever, P&G'dir; marka ise Algida, Lipton, Gilette veya Pringles'tır. Bu ayrımı yaptığımıza göre markanın nasıl web sitesiyle pazarlandığını biraz irdeleyelim.
Her markanın hitap ettiği demografik özellikler (yaş, cinsiyet, ikamet edilen yer gibi) farklılaştığından markaya özel pazarlama kampanyaları geliştirilmektedir. Yukarıda bahsi geçen şirketler ve diğer tüm çok markalı şirketlerin çalışma stratejileri de zaten marka (veya ürün) bazlı olarak pazarlama stratejilerinin geliştirilmesidir. Bu şekilde, ürün veya markadan sorumlu pazarlama takımı, hitap ettikleri kitlenin özelliklerini daha detaylı analiz edip, bu yönde stratejilerini geliştirebiliyorlar. İşte bu stratejilerden birisi de markaya özel web sitesi yapmak ve bu site üzerinden markayı pazarlamaktır. Bu şekilde, hem potansiyel müşterilere ürün ile ilgili detaylı bilgi verilebilir, hem mevcut müşteriye farklı kampanyalar sunulabilir hem de ürünler ile ilgili geri besleme alınabilir. İnternet üzerinden markanın pazarlaması konusu tabi her üründe geçerli olmayabilir. Ya da daha doğru bir ifadeyle her üründe aynı etkiyi göstermeyebilir. Örneğin, bir pil, bir memory stick markasının yapacağı web sitesi ile elde edebileceği pazarlama başarısıyla, bir elektronik cihazın başarısı arasında büyük fark olacaktır, normal olarak. Nedeni, ürünlerin tüketilme alışkanlıkları gereği, hangi özellikleriyle farklılık yarattıklarının değişmesidir. Bir pili alırken belki en fazla 2-3 parametreye dikkat ediyorsak (fiyat, uzun ömür gibi), bir LCD alırken 10'dan fazla parametreye dikkat edebiliyoruz. Bu nedenle, LCD'nin daha detaylı ve daha farklı tanıtılması gerekmektedir.
İnternet üzerinden pazarlanması uygun görülen markaların web sitesi yapılarak pazarlanması, uzun zamandır pazarlama dünyasında kabul gören bir yöntemdir. Bu markalara birçok örnek verilebilir. Algida, Toybox, Vaio bu markalardan birkaçıdır ve eğer dikkat ederseniz, bazı markalar bu sitelere çok ciddi yatırımlar yapmaktadır.
Yukarıdaki örneklerin hepsi birer ürün ve acaba bir hizmet için böyle bir site yapılabilir mi? Evet, yapılabilir ve işte örnek; Genç Turkcell. Turkcell'in gençlere yönelik kampanyaların tümünü tek çatıda topladığı Genç Turkcell markasının da internette pazarlanan markalar arasında yerini aldığını söyleyebiliriz. Hatta geçtiğimiz senelerde hangi sinemalarda bir bilet alana bir bilet bedava kampanyasının geçerli olduğu bilgisine bakmak için bile defalarca bu siteyi ziyaret ettiğimi
hatırlıyorum. Marka için yapılan web sitesinin ilk amacı, ziyaretçiyi site içinde tutmaktır. Böylelikle markaya olan aşinalık artacak ve marka algısı güçlenecektir. Markalar bunu genelde oyunlarla veya çeşitli kampanyalarla yaparlar.
Yukarıda da gördüğümüz gibi birçok çok uluslu şirketin markası ve hizmet sektöründeki markalar dahi internette kendilerine özel bir site yaparak markalarını pazarlıyorlar. Bu mecranın gücünün henüz farkında olmayan markalar ise en azından en iyileri örnek alarak belli bir seviyeye kadar yatırımlar yapmalı diye düşünüyorum.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Blog Marketing nedir?

Web 2.0'ın hayatımıza getirdiği en önemli değişiklerden birisi de bloglar oldu, bildiğiniz gibi. Bloglar, Türkçe ye en yakın haliyle web günlükleri kısa sürede çok popüler oldu. İnternet, ilk yıllarından bugüne kadar kullanıcıları tarafından mucize olarak görünüyordu. 1.44 mb lık disketlerle veri aktardığımız günlerden, mb lar ile dosya indirdiğimiz günleri görmek uzun zaman almadı. Bu bakımdan internetin gelişiminin bizim neslimiz üzerindeki etkisi pek tabi ki çok daha fazla oldu. İnternetteki içeriği yıllarca 'tükettikten' sonra web de herkesin bir içerik sahibi olabileceği düşüncesi kullanıcıları doğal olarak büyüledi. HTML, Javascript, PHP veya ASP, Photoshop bilmeyen, fazlasıyla sıradan bir kullanıcı artık blog lar sayesinde kendi web sitesini oluşturup içerik yayınlayabilir hale geldi. İşte blogların popüleritesi belki de büyük oranda bu sebebe bağlanabilir.
Bloglar kişisel amaçlara hizmet etmekten öteye şirketlere de kurumsal hizmet vermeye başladı. Artık şirketler (veya daha doğru deyimle şimdilik büyük web siteleri) bloglar oluşturup, kullanıcı veya müşterileriyle doğrudan iletişime geçmeye başladı. Kullanıcılarıyla en güncel haberleri paylaşmak, onların düşüncelerini öğrenmek, müşterilerle yakın temasta olmak için bloglar kullanılmaya başlandı. Buradaki soru şu; şirket veya büyük bir web sitesi neden kendi web sitesi üzerinden bu duyuruları yapmıyor veya müşterileriyle neden resmi web sitesi üzerinden iletişim kurmuyor?
Aslında bu sorunun cevabı ile "Blog Marketing nedir?" in cevabı hemen hemen aynı. Firmalar resmi web siteleri üzerinden daha resmi bilgiler verir ve hizmetlerini, yaptıklarını tanıtırlar. Ancak bloglar biraz daha gayriresmidir ve samimidir. Blogun samimiyeti, blogdaki yazıyı yazan kişinin adının, soyadının (hatta ünvanının) yazılmış olması, gerçekten yapılan yeniliklerin ilk ağızdan paylaşılmasından geliyor. Böylelikle resmi bir yazıyla yapılmış ana sayfa duyurusundan ziyade, blogda yazılmış, kişinin kendi yorumlarıyla da aktarılan haberler daha inandırıcı ve samimi geliyor. Hatta bu yazılara yapılan yorumlar ve eleştiriler, firmalara özellikle o konu hakkında kullanıcıların veya müşterilerin ne düşündüğü ile ilgili ciddi bilgiler verebiliyor. Blog un bir diğer çekici tarafı ise, blogların yaygın olarak kullanılan bilgi kaynakları haline gelmesi. Artık birçok blog günlük olarak takip ediliyor ve önemseniyor. Böylelikle, bloglar birer alışkanlık haline geliyor ve şirketlerin de bu alışkanlığa ayak uydurması gerekiyor.
Sonuç olarak şirket veya web sitesi, yarattığı blog da yeniliklerini müşterilerine sunuyor ve onlardan dönüş alıyor. Bu da şirket için ücretsiz bir e-pazarlama çalışması anlamına geliyor.

Örnek birkaç kurumsal blog;
Official Google Blog
The Facebook Blog

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Bırakın sitenizin en iyi görünümünü Google Web Site Optimizer seçsin

Geçtiğimiz günlerde Google'da çok alakasız şeyler ararken Google Web Site Optimizer (Web Sitesi Optimize Edici) ile karşılaştım. Daha önceden bu hizmeti duymuştum ama inceleme fırsatım olmamıştı. Hizmetin detaylarını öğrenince gerçekten Google'ın web tasarımcılarına ve pazarlamacılara çok güzel fırsatlar sunduğunu bir kere daha anladım. Herhalde bu blogda sadece Google'ın bizler için yaptığı hizmetleri anlatsam, diğer konulara yer kalmaz ancak yine de bu hizmeti sizinle paylaşmak istedim.
Tasarım&görünüm (layout), kullanıcının bir web sitesine girdiğinde siteyle ilgili ilk fikri, önyargıyı oluşturan önemli değişkenlerdir. Bu değişkenlerin çok iyi düşünülerek hayata geçirilmesi, en az sitenin fikri, amacı, arka plandaki kodları kadar önemli. Hatta tasarım ve görünüm, kişinin sitede ne kadar vakit geçirdiğini doğrudan etkilemesi dolayısıyla diğerlerine göre önceliğin verilmesi gereken değişkenlerdir.
Yeni web anlayışıyla birlikte işini ciddiye alan E-Ticaret girişimleri kullanıcılarını dikkate aldı ve bu doğrultuda ciddi çalışmalar yaptı. Bu çalışmaların bazıları çok ciddi bütçeler ayrılarak yapıldı ancak artık siz de web siteniz üzerinde ciddi bütçelere ihtiyacınız olmadan deneyler yapabilirsiniz. Google Web Site Optimizer'ı kullanarak web sitenizin anasayfasında farklı içerik ve başlıklarda nasıl performans gösterdiğini analiz edebilirsiniz. Örneğin, ayakkabı satan bir E-Ticaret siteniz var ve anasayfada bazı kategorilerde ürünlerin resimlerini sergiliyorsunuz. Her bir ürünün başlığı var ya da ayrı bir kampanya resminiz veya sloganınız mevcut. İşte bu noktada Web Site Optimizer tüm bu seçenekler içinden hangisinin potansiyel müşterilerinizi web sitenizde en fazla tutabileceğini analiz ediyor ve sizin referans olarak belirlediğiniz bir sayfanın üzerinden, resim ve yazı değiştirildiğinde kullanıcıların sitede kalma oranı % kaç oranında azalıyor veya artıyor size rapor ediyor. Bunu yaparken Web Site Optimizer'a aynı sitenin birkaç versiyonunu yüklüyor ve bir tanesini referans noktası olarak seçiyorsunuz. Web Site Optimizer sitenize gelen kullanıcılara rassal olarak bu içerikleri gösteriyor ve kullanıcıların her bir değişiklikte ne kadar sitede kaldığını not ediyor. Belli bir süre sonunda hangi site tasarımının sizin için en uygun olduğunu gösteriyor. Tüm bu işlemler aslında Google Web Site Optimizer'da Experiment yani Deney olarak geçiyor. Bu 'deney' veya deneyler sonucunda sitenizin performansını gözle görülür şekilde arttırabilirsiniz, hem de hiçbir ücret ödemeden.

Bu hizmet burada Türkçe olarak da sunuluyor.

Google Web Site Optimizer'ın İngilizce sunumuna buradan ulaşabilirsiniz. Ben çok beğendim, eminim sizin için de faydalı olacaktır.

Not: Artık bloguma (http://mertcanli.blogspot.com) www.mert.me'den de ulaşabilirsiniz.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Bilgisayar oyunu pazarı analizi

Oyun eminim ki birçoğumuzun bilgisayar tuşlarına değme sebebidir. "Ders çalışacak oğlum" un arkasına gizlenen oyun merakı ve isteği sonucunda bilgisayar kullanıcıları, Doom'dan Heretic'e, Fifa98'den Age of Empires'a kadar yüzlerce oyuna binlerce saatlerini verdiler. Sadece bu oyunlar için bilgisayar alım gücünün zor olduğu dönemde internet cafe ler dolup taştı.
Oyun dünyası, bilgisayar içinde yaratılmış tam anlamıyla sanal bir dünyadır aslında. Oturup saatlerinizi harcadığınız bilgisayar ekranında bazen Ronaldinho ile gol atmaya, bazen Max Payne ile acımasız katilleri öldürmeye çalışırsınız.
İnsanların yıllarca bu kadar ilgi gösterdiği bir alanda tabi ki, ekonomik göstergeler oldukça ilgi çekici hale gelmeye başlıyor. Ntvmsnbc'de çıkan bir haberde ODTÜ'nün bilgisayar oyunu geliştirecek öğrenciler yetiştirmeye hazırlandığı belirtilmiş ve haberde sektörün dünya üzerindeki hacminin 40 milyar dolar civarında olduğundan bahsedilmiş. Türkiye, bilgisayarın herhangi diğer alanlarında kaldığı gibi bu sektöre de fazlasıyla seyirci kaldı. Yapılan bir iki amatör girişim dışında elle tutulur bir başarımız yok maalesef.
Bilgisayar oyunu derken tabi sadece 'bilgisayar'ın kendisinden bahsetmiyorum. Bu kategoriye Sony'nin Play Station'ını, Nintendo'nun Wii'sini ve Microsoft'un XBox'ını da katmamız gerekiyor. Dünya genelinde 30 milyondan fazla satılan bu makineler, kullanıcıların özellikle oyun oynamasına yönelik tasarlanıyorlar. Konsollar CD'yi yükleme, oyunun çalışıp çalışmaması, grafik kartı yetiyor mu endişesi vs den uzak bir oyun platformu sunuyor. Sonuçta bilgisayarlara rakip, oldukça güçlü oyun odaklı makineler evlerimizde televizyonlarımızın veya LCD'lerimizin altında yer edinmeye başlıyorlar.
İnternetin dünya genelinde oldukça yaygınlaşması ve birçok şeyi mümkün hale getirmesinin ardından oyunlar artık tek kişi veya iki kişilik olmaktan çıkarıp, 20-30 kişilik hale geldi. Online olarak bağlanılan server ile dünyanın diğer ucundaki biriyle PES oynayabilir hale geldik. Bunun yanı sıra WarCraft gibi online oynanabilen oyunlar, kullanıcılarını büyük oranda kendisine bağlamış ve tümüyle kendi içlerinde ayrı bir dünya oluşturmuşlar bile.Durum böyle olunca pazarlama açısından da oyunlar oldukça iyi bir kanal haline geldi. İnsanların dikkatle saatlerce baktıkları bir ekrandan kişilere marka algısı yaratabilecek bir çok mecra ortaya çıktı. Futbol oyunlarında reklam panoları, F1'lerde görünen tüm panolar, macera oyunlarında açılan sanal dükkanlar, sponsorluklar vs. gibi alanları kullanan markaların pazarlama departmanları artık iyiden iyiye bilgisayar oyunu dünyasını keşfetmiş durumdalar.
Bilgisayar denince akla ilk gelen olgulardan olduğunu düşündüğüm oyunların önemi bir an önce anlaşılmalı ve üzerinde çalışılmalı. Teknolojinin verdiği nimetlerden yararlanılarak Türkiye'den de çok kaliteli oyunların çıkabileceğini düşünüyorum, yeter ki isteyelim.

Ntvmsnbc.com'da konuyla ilgili olan haber;
Gelecek, bilgisayar oyununu bilenlerde...

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Online oyunun pazarlama için önemi

Yıllar öncesinde arkadaşımla bir yaz boyunca sabahlara kadar oynadığım Championship Manager oyununu hatırladıkça bir gülümseme belirir yüzümde. CM, birçokları gibi benim de hayatım boyunca oynadığım en zevkli oyunlardan biridir. Ta o yıllardan gençlerin içine serpiştirilmiş menejerlik duygularını, CM'den sonra Football Manager daha da yeşertti.
NTVSpor geçtiğimiz haftalarda yeni online bir oyununu tanıttı. Oyun ilk yayınlandığında adı "NTVSPOR Football Manager" iken, sanıyorum telif hakları sebebiyle oyunun adı "NTVSPOR Tycoon Manager" olarak değiştirildi (her ne kadar banner larda hala Football Manager yazsa da). Oyun tümüyle online olarak bir takım yönetme üzerine kurulmuş. Oyuncu alma, satma, takım kurma, sponsorluk, ligler, bilet fiyatları gibi birçok detay düşünülmüş. Kısacası NTVSpor'un yazılımcıları oyunun üstünde çok ciddi çalışmış. Eminim aylarını harcamışlardır.
Peki NTVspor bu oyunu neden yaptı? Diğer markalar, siteler neden online oyun yaparak yayınlıyorlar? Sebep sadece Türkiye'deki internet kullanıcıları biraz olsun eğlendirmek mi? Elbette nedeni sadece bu değil.
İnternette firmaların yayınladığı birçok flash oyunun yanı sıra Football Tycoon gibi online tabanlı web sitesi tarzında oyunlara da sıkça rastlıyoruz. Bu konudaki ilk tecrübem UEFA.com'daki Fantasy Football oyunu olmuştu. Oyunda Şampiyonlar Ligi takımlarından futbolcular seçip o hafta oynanan maçlar sonucunda alınan puanlar toplanıyor ve sıralama yapılıyordu. Daha sonra bu tarz oyunları NTVSpor, Fanatik.com.tr gibi birçok sitede gördük. Ayrıca çok profesyonelce hazırlanmış Java tabanlı oyunlar da tecrübe ettik bir dönem. Belki de benim açımdan en etkileyici yine NTV'nin yaptığı Polo Cup'tı. Diğer yandan, hızlı tüketim firmalarının yaptığı flash online oyunlarla da sık sık karşılaşıyoruz (Coca Cola, Gilette, Domino's Pizza gibi).
Bu tarz flash veya simülasyon tarzı oyunların firmalar tarafından yayınlanmasının asıl ve en önemli nedeni pazarlama açısından sağladığı faydalardır. Örneğin, kişi oyunu oynamadan önce bilgilerini eksiksiz veriyor çünkü ödülü kazanması halinde bilgiler doğrulanamazsa ödülü alamayacağından endişeleniyor. Bu şekilde oyunu oynayan hemen herkesin ad, soyad, cinsiyet, yaş, yaşadığı şehir, e-posta adresi hatta cep telefonu numarası gibi firma için oldukça önemli veriler elde ediliyor. Bu veriler, hem bundan sonra yapılacak kampanyalara ışık tutuyor, yön veriyor hem de doğrudan pazarlama aracı olarak kullanılabiliyor. Firmanın daha sonra yapacağı çeşitli kampanyalarda hangi demografik özelliklerde kişileri dikkate alması gerektiğine bu verilerden yararlanılarak karar verilebiliyor. Ayrıca e-posta, cep telefonu, ev veya iş adresi gibi bilgilerle de doğrudan kişiye ulaşılabiliyor. Ancak tabi bu yöntemin daha önce de bahsettiğim gibi en önemli noktası hiç şüphesiz "izinli pazarlama". İzinli pazarlama yapılarak ve kişiyi rahatsız etmeyerek yapılacak doğrudan pazarlama ile online oyunlardan elde edilen veriler oldukça verimli kullanılabilir.
Bu veriler sadece online oyunlardan sağlanmıyor. Birçok kanaldan elde edilebiliyor. Ancak yine de online oyunların kişileri eğlendirmesi ve bu bakımdan çekiciliği, diğer yandan ödülü almak isteyen kullanıcıların daha az yanlış bilgi verme eğiliminde olması pazarlama için bu kanalı çok daha cazip kılıyor.